Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Yerküre ve Göklerin 7 Gök olarak Düzenlenmesi  (Okunma sayısı 6379 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı T.Taşpınar

  • Administrator
    • Profili Görüntüle
Yerküre ve Göklerin 7 Gök olarak Düzenlenmesi
« : Eylül 23, 2010, 05:11:38 ÖS »
YERKÜRE VE GÖKLERİN BİRLİKTE YEDİ GÖK OLARAK DÜZENLENMESİ

9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O,  âlemlerin Rabbidir.

10. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.

11. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler.

12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semayı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, Aziz, Âlim olan Allah'ın takdiridir.
 
41 (Fussilet)/9-12


Önce Yerküre’nin yaratılmasının ardından, sonra duhan (duman, gaz) halinde bulunan göğe yönelmeden bahsedilmesi bazı açılardan bizi önemli sonuçlara götürmektedir. Çünkü ayette geçen ‘sümme’ kelimesini zaman olarak sonralık anlamında anlasak bile, yerin iki günde, yani 50 bin yıldan oluşan iki günün ifade edeceği 100 bin yılda, uzayda bir proto planet olarak belirmesinin ardından, Güneş sistemini meydana getiren dev gaz bulutu hala “duhan” halinde bulunduğunu gösterir. Henüz Güneş de önyıldız (protostar) halini alma aşamasındadır ve bu durumuyla, sistemin merkezinde çökme ile yoğunlaşmış olsa da, hala gaz halini devam ettirmektedir. Ancak milyonlarca yıl sonra kendiliğinden ışıma yapacak duruma, yani gerçek bir yıldız durumuna gelebilecektir. Hatta diğer gezegenler de henüz tam bir katı gökcismi halini almamışlardır. (Günümüzde de Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün gazdan oluşan gezegenlerdir) Bu durumda, ayetlerde geçen duhan (gaz, duman) halinde bulunan gökten kasıt, Güneş sistemini oluşturacak olan yıldızlararası bulut olmalıdır. Bu gaz bulutuna yöneliyor, ayetteki ifadesiyle istiva ediliyor, aslen o zaman için yoğunlaşmış gaz halinde bulunan Yerküre’ye ve sistemin diğer üyelerini ve Güneş’i oluşturacak olan gaz bulutuna Yüce Allah’ın emrine gelmeleri vahyediliyor. Bu emre uyma ve sonuçta bir araya gelme, kütle çekimine dayanan bir sistem oluşturmanın temsili olarak ifadesi olmalıdır. Ayetteki “isteyerek ya da istemeyerek gelin” ifadesi, kütle çekiminin kaçınılmaz etkisine işaret etmektedir.

Fussilet Suresinde; “Böylece onları iki günde yedi gök olarak yarattı…” (41:12) ayetinde geçen iki gün, hem Yerküre hem de göklerin, yani Evren’i oluşturan diğer gökcisimlerinin, 100 bin yılık dönemlerde ilk oluşumlarının ortaya çıkışını ifade ediyor olmalıdır. En azından Dünya, Güneş ve Güneş Sistemi için böyle olduğu yukarıdaki alıntılarda belirtilmiştir. Evrenin temel unsurları olan yıldızların da önyıldız (proto satar) oluşumu için 100 bin yıl öngörülmektedir. Bu ayetle ilgili diğer bir dikkat çekici konu ise ayetin Arapçasında geçen ve genellikle “yaratma” anlamında çevrilen “kada” kelimesinin aslen “tamamlama” anlamını içeriyor olmasıdır. Sonuçta, ayeti  “böylece onları iki günde yedi gök olarak tamamladı…”şeklinde anlamak daha sağlıklı olacaktır. Çünkü tamamlama söz konusu olduğunda, hali hazırda bütünü oluşturan diğer parçaların zaten var olduğu, en son eksik olan parçaların da var oluşuyla, bütünün son halini aldığı akla gelir. Bahsettiğimiz konudaki bütünlük,  yedi parçadan oluşmaktadır ve Güneş, Dünya ve Ay dahil Güneş sisteminin de katılmasıyla yediye tamamlanmıştır.

Diğer bölümlerde belirtilen yedi kat göğün anlamına ilişkin anlatılanlar göz önüne alındığında, Dünya, Ay ve Güneş sisteminin yedi göğün unsurları arasında olduğunun kabulü ile Dünya ve Ay’dan oluşan birinci gök, tüm Güneş sistemini içeren ikinci göğün de katılımıyla yedi göğün tamamlanması, söz konusu ayetlerden başka nelerin anlaşılabilirliği konusunda aydınlatıcı olmaktadır.

Ayrıca bu konuda bir başka dikkat çekici bir durumdan bahsetmeliyiz. Kuran’ da  “göğe yönelme ve yedi gök olarak tamamlanma” hususları Bakara 29 ve Fussilet 11. ayetlerde geçmektedir. Fussilet 11’de “duman halinde” olarak bahsedilirken, Bakara 29’da duman halinden söz edilmez. Fussilet 11’de anlatılan gök, Güneş sistemi olmalıdır. Konuyu biraz daha açacak olursak, Güneş sistemini oluşturan gaz ve toz bulutu, Nebula Teorisine göre dönerek kendi içine çöken Güneş ve diğer gezegen ve benzerlerini oluşturmuştur. Fussilet suresi 9. ayetten başlayan anlatımlar Yerküreyi de içine alarak, Güneş sisteminin, göklerin sayısını, yukarıdaki paragrafta da bahsedildiği gibi, yediye tamamlanmasının sıralanmış halini oluşturmaktadır.

Bakara 29’da ise göğe yönelmekten bahsedilirken duman halinden söz edilmez. Çünkü bu göğe yönelme ve yedi kat olarak düzenlenme, Evren’in ilk oluşum aşaması olan Big Bang olayına işaret olmalıdır.
Ayrıca Bakara suresinin 29. ayetindeki  ‘’Yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı’’ sözünü yerkürenin de yaratıldığı şeklinde anlarsak bile, ayetin devamında göklerin ilk defa olarak yaratıldığından değil, göklerin yedi kat olarak düzenlendiğinden bahsetmektedir.

Fussilet suresindeki bu ayetlerde ise asıl olarak Yerküre'nin iki günde yaratılmasından bahseder. Ardından yeryüzü ile ilgili yaratılan diğer şeylerden söz edilir. Sonra da 11. ayetten itibaren yer ile göklerin beraber iki gün içinde yedi kat gök olarak düzenlendiği bildiriliyor. Neticede göklerdeki gökcisimleri henüz yok iken Dünya onlardan önce varmış gibi bir sonuç çıkaramayız. Elbette Evren’de Dünya’dan daha yaşlı gökcisimleri bulunmaktadır. Fakat bunların diğer yıldızlar gibi önceden var olmayan gökcisimlerinin Dünya ile birlikte bir uyum halinde ve bütünlük oluşturacak şekilde yedi gök olarak düzenlenmesi, Dünya’nın yaratılması ile birlikte veya daha sonra da olmuş olabilir.

Dünya'nın Oluşumu:

Dünya'nın bütün öbür gezegenlerle aynı zamanda oluştuğuna inanılır.[Güneş Sistemi]'nin başlangıcına ilişkin eski bir kurama göre önce Güneş var olmuş, daha sonra gezegenler ondan kopmuştur. Artık geçerli sayılmayan bu kurama göre Güneş ilk oluştuğu zaman bugünkünün 50-60 katı büyüklükteydi ve kendi çevresinde hızla dönüyordu. Bu dönme hareketinden doğan merkezkaç kuvvetin etkisiyle Güneş'ten dışarıya bir miktar madde savruldu. Önce çok uçucu olmayan mineral ve metallerin yoğunlaşmasıyla iç gezegenler, sonra uçucu gazların yoğunlaşmasıyla dış gezegenler oluştu. Güneş'in ve bütün gezegenlerin aynı zamanda oluştuğunu ileri süren yeni bir kurama göre de Samanyolu Gökadası'ndaki dev bir gaz ve toz bulutu kendi kütle çekim kuvvetinin etkisiyle büzülmeye başladı (Gökada). Bu madde parçacıklarından çok büyük bölümünün yoğunlaşmasıyla Güneş oluştu; bu kütle giderek öyle büyüdü ve madde yoğunluğu öylesine arttı ki bir süre sonra nükleer tepkimeler için elverişli bir ortama dönüştü. Öte yandan buluttaki daha küçük madde yoğunlaşmalarıyla da ilk gezegenler oluşmaya başladı. Bugünkü gezegenlerin öncülü olan bu ilk gezegenler başlangıçta birer gaz kütlesi halindeydi, ama hiçbiri nükleer tepkimelerin başlayabileceği kadar büyük değildi. Güneş'in sıcaklığı arttıkça çevresindeki yakın gezegenleri, yani yer benzeri gezegenler kuşatan gaz bulutları yok oldu ve geride büyük olasılıkla erimiş durumdaki minerallerden oluşan çekirdekleri kaldı. Güneş'e çok uzak olan öbür gezegenler ise pek fazla değişikliğe uğramadan bugüne kadar ulaştı.”
http://www.cografya.gen.tr/diger/uzay/yer.htm

Bu açıklamalardan gezegenimiz olan Dünya'nın da Güneş'ten ve galaksimizdeki Dünyamız ile aynı sarmal kolda bulunan (Orion Sarmal Kolu) ve bu yüzden çıplak gözle görülebilen diğer yıldızların birçoğundan önce oluşmuş olabileceği ve daha da önemlisi Güneş'ten bir parçanın kopması ile değil, Güneş’ten bağımsız olarak daha önce oluşmuş olabileceği sonucunu da çıkarabiliriz.

Kuran’da Fussilet suresi 9,10,11 ve 12. ayetlerde de ilk önce Yerküre’nin yaratılmasından bahsedilmesinin ardından “sonra duman halinde olan göğe yöneldi’’ denilerek, galaksimizdeki daha önce bahsettiğim bizimle aynı sarmal koldaki ve çıplak gözle görülebilen diğer yıldızların birçoğunun dünyamızdan sonra oluşmuş olabileceği görüşüyle paralellik gösterdiğine de dikkatinizi çekmek isterim. Bunun yanında Fussilet 12.ayetteki ''ve biz en yakın göğü kandillerle donattık''sözünden de bu konuya paralel anlamlar çıkarabiliriz. Ayette ''en yakın gök'' olarak verilen sözler birçok mealde ise ''dünya göğü'' olarak verilmiştir. Ayetin Arapçasında da aynen Türkçede kullandığımız şekliyle ''Dünya'' kelimesi geçmektedir. Yani Dünya vardır ki Dünya göğünden bahsedilebilsin.

Dünyamızın yaratılmasından sonra dünya göğü kandillerle donatılmıştır ve bu kandil olarak tasvir edilen gökcisimlerinin şüphesiz en önemlisi güneştir. Bu durum dünyamızın Güneşten kopan bir parçadan oluşmadığını (-ki bu artık terk edilen bir teoridir) Güneşten bağımsız olarak ondan önce de oluşmuş olabileceği fikrini desteklemektedir. Dünyamızın Güneş ten koparak oluştuğunun kabulü Fussilet Suresindeki ayetleri zamanlama yönünden anlamlandıracak olursak bir çelişki oluşturacaktır. Denilebilecektir ki;  “sonra duman halinde bir göğe yönelme olamaz, çünkü zaten Güneş daha önceden oluşmuştur. Güneş var iken göğün halen duman halinde bulunduğu söylenemez.”

Yeni ve kabul gören teoriye göre ise, Dünya ve Güneş hemen hemen aynı zaman diliminde oluşmaya başlamıştır. Bu durumda pek tabiidir ki, Dünya Güneş’ten önce bir gökcismi olarak ortaya çıkmış olabilir. Belki aralarında astronomik olarak çok fazla bir zaman dilimi olmayacaktır ama yine de günümüzdeki haliyle olmasa da, Dünya Güneş’ten önce oluşmuş olabilecektir.

Fussilet Suresi 11. ayette ''sonra '' duman halinde bulunan göğe yönelmesi farklı anlamlarda yorumlanabilir. Ayette geçen ''sümme'' kelimesi Arapçada ''sonra'' anlamına geldiği gibi ''bir de”, ''bunun yanında'', ''bununla beraber'' gibi anlamlara da gelebilmektedir. Kanaatimizce hem ''sonra'' anlamı hem de ''bunun yanında'' anlamı ''gök'' kavramından neyi anladığımıza göre doğru olabilmektedir; gök kelimesini ve yedi kat göğü ''dünyanın atmosferi'' olarak anlarsak, ''sümme'' kelimesini ''sonra'' şeklinde düşündüğümüzde de bilime ve mantığa uygun bir sonuç çıkabilmektedir. Çünkü bilimsel kaynaklara göre ''nefes alınabilir atmosfer'' günümüzden yaklaşık 500 milyon yıl önce oluşmuştur.
http://www.sciencedaily.com/releases/2007/10/071029094320.htm  

Bugünkü gibi bir atmosferin oluşmasından önce atmosferdeki karbon -dioksit oranı şimdi olduğundan 20 kat fazladır ve ''duman halinde''olan göğün anlamına da uygun bir durum içermektedir. Yani göğü ve yedi kat göğü bu ayet ışığında hem atmosferin hem de Evren’in tümü anlamında anlaşılabileceğini ve bu iki anlamın da doğru olarak değerlendirile-bileceği sonucunu çıkarabiliriz.
          
Yedi kat göğün iki günde, yani 50 bin yıldan oluşan iki günden 100 bin yılda düzenlenmesi olayı da gezegenlerin ve yıldızların Evren’deki gaz ve toz bulutlarından kütle çekimi ile büzülerek bir gökcismi olarak belirgin bir hale gelmeleri ve ilk şekillerini almasının bilimsel kaynaklarda hep 100 bin yıl içinde gerçekleştiğinin belirtilmesiyle uyum içindedir. Gezegenler için ‘’proto planet’’, yıldızlar için ise ‘’protostar’’ ya da ‘’önyıldız’’ tabirleri kullanılıyor.

Önyıldız, dev özdeciksel bulutların gaz kasılımı ile ortaya çıkan bir nesnedir. Önyıldızlık, yıldız oluşumun ilk evrelerinden biridir. Güneş büyüklüğünde bir yıldız için 100.000 yıl yakınlarında sürmektedir.  
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96ny%C4%B1ld%C4%B1z

Yeni oluşum haline ilk olarak keşfedilen bir gezegenin proto planet hali için:
http://www.scienceblog.com/cms/astronomers-find-baby-planet-just-1-600-years-old-15781.html

Bilim adamları, Evren’de ilk kez bir gezegenin oluşum sürecini gözlemledi. ABD'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden bilim adamları, NASA'nın uzay teleskopu Spitzer'ın sağladığı verilere dayanarak bir araştırma yaptı. Bilim adamları çalışmaları sonucunda, dünyadan 13 bin ışık yılı uzaklıkta ve 100 bin yıl önce patlayan bir yıldızın yörüngesinde yeni bir gezegen oluşumu gözlemledi. Sırlar ortaya çıktı.  

Nature dergisinde yer alan makaleye göre, gözlem sonucunda, gezegenlerin nasıl ortaya çıktığına ilişkin çok sayıda sır da aydınlanmış oldu. Yıldızın patlamasıyla ortaya çıkan süpernova içerisinde yeniden
şekillenen genç yıldızın (pulsar) yörüngesinde, ileride gezegene dönüşecek olan ve bir girdap şeklindeki toz ve gaz diski belirlendi.

Güneş sisteminin yörüngesi oldukça ilginç özelliklere sahiptir. Bu yörünge hem neredeyse çembersel, hem de sarmal kolların oluşumuna yol açan basınç dalgalarıyla aynı hızdadır. Bu nedenle Dünya'da yaşamın var olduğu dönemde, Güneş Sistemi sarmal kolların içinde değil aralarında kalmıştır.   
http://www.msxlabs.org/forum/uzay-bilimleri/5230-gokbilim-astronomi-3.html  
http://gokyuzu.org/index.php?option=com_content&task=view&id=44&Itemid=44

Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere Güneş Sistemimiz ve Dünyamız canlı yaşamının ilk başladığı zamanlarda galaksimizin yıldızların çok yoğun olduğu sarmal kollarının içinde değil, kıyaslanamayacak kadar çok az sayıda yıldız bulunabilen sarmal kolların arasında kalmıştır. Bu da Fussilet Suresi 12.ayetteki  ‘’dünya göğünü kandillerle donattık’’ sözüyle uyum içindedir. Zira görüldüğü üzere görülebilen Dünya göğünün ‘’yıldızlarla donatılma’’ olayı sonradan gerçekleşmiştir.

Nefes alınabilir atmosfer ne zaman oluştu?

Ohio State Üniversitesi'nden Matthew Saltzman ve ekibi yaptıkları çalışma sonucunda Dünya atmosferinin bugünkü gibi oksijen zengini bir hale gelmesine neden olan olayın ne olduğunu ve bu olayın ne zaman gerçekleştiğiyle ilgili önemli bilgilere ulaştılar. Yer kabuğunda 500 milyon yıl önce oluşan ve okyanusların soğumasına, dev planktonların oluşmasına ve bunların atmosfere çok büyük miktarda oksijen vermesine ve bunların sonucunda Dünya üzerindeki biyolojik çeşitliliğin çok hızlı bir şekilde artmasına neden olan SPICE (Steptoean Positive Carbon Isotope Excursion) denilen olayın gerçekleştiği sonucuna yaklaşık 10 yıl süren çalışmaları ile ulaştılar. Dünya’nın birçok yerinde kayalar üzerinde çalışmalar yaptılar. Kayalardaki karbon ve sülfür miktarlarından elde ettikleri sonuçlar, 500 milyon yıl önce Dünya'da hava koşullarının 2 milyon yıl içinde çarpıcı bir şekilde soğuduğunu gösteriyor. Bu olaydan önce yeryüzünde yaşamı neredeyse imkânsız kılan bir sıcaklık vardı. Bu nedenle o devirde karalarda yaşam yoktu. SPICE olayından önce atmosferdeki CO₂ miktarı bugünkünün 20 katı civarındayken SPICE olayı sonrası soğuma ve CO₂’in O₂ ile yer değiştirmesi gerçekleşti. Bu olay toplamda 2 milyon yıl gibi jeolojik zaman dilimi içinde kısa sayılabilecek bir sürede gerçekleşti.
http://bilimfelsefedin.blogspot.com/2007/11/ilkel-atmosferdeki-serbest-oksijen.html)

Bugünkü gibi bir atmosferin oluşmasından önce atmosferdeki karbondioksit oranı şimdikinden 20 kat daha fazladır. Bu durum duman halinde olan göğün anlamına da uygun düşmektedir.

Yedi kat göğün iki günde (2 x 50 bin yıl = 100 bin yıl) düzenlenmesi olayı da gezegenlerin ve yıldızların Evren’deki gaz ve toz bulutlarından kütle çekimi ile büzülerek bir gökcismi olarak belirgin bir hale gelmeleri ve ilk şekillerini almasının bilimsel kaynaklarda hep 100 bin yıl içinde gerçekleştiğinin belirtilmesiyle uyum içindedir. Gezegenler için ‘’proto planet’’, yıldızlar için ise ‘’protostar’’ yâda ‘’önyıldız’’ tabirleri kullanılır.
Önyıldız, dev özdeciksel bulutların gaz kasılımı ile ortaya çıkan bir nesnedir. Önyıldızlık, yıldız oluşumunun ilk evrelerinden biridir. Güneş büyüklüğünde bir yıldızın oluşumu 100.000 yıl kadar sürmektedir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96ny%C4%B1ld%C4%B1z

Protostar yani önyıldız oluşumu ile ilgili bazı yabancı kaynaklardaki bilgileri de aşağıdaki linklerden incelenebilir. (bkz. Dipnot:1)
                                                                      
Yeni oluşum haline ilk olarak keşfedilen bir gezegenin proto planet hali için (bkz.):
http://www.scienceblog.com/cms/astronomers-find-baby-planet-just-1-600-years-old-15781.html

Bilim insanları, Evren’de ilk kez bir gezegenin oluşum sürecini gözlemledi.
ABD'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden bilim adamları, NASA'nın uzay teleskopu Spitzer'ın sağladığı verilere dayanarak bir araştırma yaptı. Bilim çalışanları, çalışmaları sonucunda, Dünya’dan 13 bin ışık yılı uzaklıkta ve 100 bin yıl önce patlayan bir yıldızın yörüngesinde yeni bir gezegen oluşumunu gözlemledi.

Nature dergisinde yer alan makaleye göre, gözlem sonucunda, gezegenlerin nasıl ortaya çıktığına ilişkin çok sayıda sır da aydınlanmış oldu. Yıldızın patlamasıyla ortaya çıkan süpernova içerisinde yeniden şekillenen genç yıldızın (pulsar) yörüngesinde, ileride gezegene dönüşecek olan ve bir girdap şeklindeki toz ve gaz diski belirlendi.

Radyasyonla gözleniyor:

Yıldız patlamasının uzaya saçtığı ve metal ağırlıklı toz ve gaz kalıntılarının, yörüngede yeniden toplanmasıyla ortaya çıkan disk, Spitzer'la doğrudan görülemiyor. Ancak çevreye yaydığı radyasyondan, şekli ve yapısı anlaşılabiliyor. Gezegenlerin, yıldız patlamasıyla ortaya çıkan gaz ve tozların, yıldız yörüngesinde yeniden bir araya gelmesinden oluştuğu daha önce de biliniyordu ancak, bu durum ilk kez bir gözlemle kanıtlanmış oldu.’’
 http://www.genbilim.com/component/option,com_smf/Itemid,114/topic,94.0

Görüldüğü gibi yıldız patlamasıyla ortaya çıkan gaz ve toz kalıntılarından belirgin bir şekilde bir gezegenin, daha doğrusu proto planetin oluşumu 100 bin yıl sürüyor. 100 bin yıl önce patlayan bir yıldızın yörüngesinde belirlenebiliyor. Bu durum ayrıca Yerküre’nin de bir gezegen olarak ilk ortaya çıkışının 50 bin yıldan oluşan iki günde yani 100 bin yılda gerçekleştiğini de desteklemektedir. Ancak bu süre Dünya benzeri gezegenler için geçerli olma ihtimali yüksektir.

Sonuç olarak yıldızların ve Dünya benzeri gezegenlerin Evren’de ilk olarak bir gökcismi halinde belirmeleri Fussilet suresinde de belirtildiği üzere yedi gök halinde yerine konularak düzenlenmeleri 50 bin yıldan oluşan iki günde (100 bin yılda)  gerçekleşiyor.

Ayrıca, bu konudaki başka bir bilgi ise şöyledir:

Yüz Bin Yılın Sırrı:

Matematikçi Milutin Milankovitch, 20. yüzyılın ilk yarısında Dünya'nın yörüngesindeki değişimlerin iklimi değiştirebileceğini ve bunun izlerinin gezegenin jeolojik 'arşivinde' keşfedilebileceğini öne sürmüştü. Jeolojik kanıtlar son bir milyon yıl içinde buz devirlerinin aşağı yukarı 100 bin yıllık dönemlerde tekrarlandığını gösteriyor. Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin şekli yavaş yavaş bir daireden elipse dönüşüyor, sonra tekrar eski haline geliyor. Bu süreç de yaklaşık 100 bin yıl sürüyor. Birçok bilim insanı, buz devirlerinin yörüngedeki değişimlerle ilişkili olduğunu düşünüyor. Ancak, George Mason Üniversitesi'nden fizik profesörü Robert Ehrlich ve diğer bazı bilim insanları, bu değişimlerin buzullaşmayı tetiklemek için tek başına yeterli olmadığını iddia ediyor. Ehrlich'in yeni çalışmasına göre Güneş'in içinde de sıcaklığını yine aşağı yukarı 100 bin yıllık zaman cetvellerinde azaltan ve çoğaltan bir 'düğme' var…
İşin ilginç yanı, bir süre önce deniz tabanındaki uzay tozlarını inceleyen Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi araştırmacıları, uzay tozu miktarının da 100 bin yıllık döngülerle değiştiğini keşfetti. Kaliforniya Üniversitesi'nden Profesör Richard A. Muller, uzay tozlarının buz devirlerinin başlamasında etkili olduğunu öne sürmüştü. (Bu tozların atmosferde bulut oluşumuna yol açtığı düşünülüyor )…
SELCEN PİRGE / Temmuz 2007, sayı 172 ATLAS DERGİSİ’’

Fark edeceğiniz üzere Dünya’yı da ilgilendiren uzay kaynaklı evrensel olaylarda hep 100 bin yıllık döngüler vardır. Bu da yedi kat göklerin ve yerin iki günde yani 100 bin yılda düzenlenmesiyle ilginç bir uyum göstermektedir.

Yedi Kat Gök (Farklı Bir Görüş)

Kuran’da birçok ayette geçen yedi kat gök ya da yedi gök kavramı bu güne kadar genel olarak Dünya’yı çevreleyen atmosfer ve atmosferin yedi katmanı olarak anlaşılmıştır. Talak suresinin 12. ayetinde  “Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır'' denildiği üzere, yedi kat göğün yerden de sayı olarak benzerleri olacaktır ve bunun atmosferin katmanları olması güçlü bir olasılıktır. Ancak, (Hicr 16) “Andolsun biz, gökte birtakım burçlar (yıldız kümeleri) yarattık ve bakanlar için onu süsledik.”  (Buruc 1) “İçinde burçları bulunan göğe andolsun’’ ve  (Furkan 61) “Gökte burçlar var eden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.’’ Ayetleri, yedi gök olarak belirtilen kavramın atmosfer dışında temel anlamı üzerinde modern astronomi biliminin verileri dikkate alınarak şöyle bir sonuç çıkarılabilecektir. Bu kümeler, bir önceki sonrakinin alt kümesi olacak şekilde düzenlenmişlerdir.


(Dipnot:1)
Alıntı
A protostar takes about 100,000 years to reach the main sequence.
http://library.thinkquest.org/05aug/00108/protostar_frameset.htm

Stage4:ProtostellarEvolution- As a protostar evolves, it shrinks, its density increases and it temperature rises. Some 100,000 years after start of the cloud collapse, its center gets heated to 1 million K - purely due to compression of the gas.
This hot protostar produce substantial luminosity and can be plotted on a H-R  diagram. As the protostar evolves it collapses, and thus its luminosity and temp. changes.
www.nku.edu/~ramkumarc/Chapter20.pp

Stage4 Kelvin-Helmholtz Contraction protostar contracts and heats up coretemperature=1,000,000 surfacetemperature=3,000 size=50 solar radi in onucle arreactionsyet very luminous - more than 1,000 solar luminosity age =100,000 years star can be plotted on HR diagram
http://astro.gmu.edu/classes/a10695/notes/l11/l11.html
http://www.space.com/scienceastronomy/060111_orion_news.html
http://www.nature.com/nature/journal/v416/n6876/full/416059a.html

Massive star formation in 100,000 years from turbulent and pressurized molecular cloudsChristopher F. McKee1,2 & Jonathan C. Tan2,3


« Son Düzenleme: Eylül 23, 2010, 05:41:45 ÖS Gönderen: T.Taşpınar »


 

free counters