Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Vakıa Suresinde Atomaltı Parçacıklar ve "HUR-İ İYN" Kavramı (KUANTUM)  (Okunma sayısı 9737 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı T.Taşpınar

  • Administrator
    • Profili Görüntüle
VAKIA SURESİNDE ATOMALTI PARÇACIKLAR  (KUANTUM)


Vakıa Suresi  (1-12)

1. Koptumu o Vakı'a bir                           
2. Olmaz vak'asına yalan diyen dil                        
3. İndirir bindirir                               
4. Yer bir sarsılışla sarsıldığı                        
5. Dağlar bir serpilişle serpildiği                        
6. Hepsi dağılıp berhevâ bir hebâ olduğu                   
 7. Siz de üç sınıf olduğunuz zaman                      
8. Ki sağda «Ashabı meymene»: Ne «Ashabı-meymene!»            
9. Solda «Ashabı meş'eme»: Ne «Ashabı -meş'eme!»           
10. İlerde sabikun, işte o sabikun                           
11,12. Onlar ne'iym Cennetlerinde mukarrebun
                    (Elmalılı Meali)



Vakıa Suresi ( Arapça - Latin harfli )

  8. Feashab ul-meymeneti ma ashab ul-meymeneti.
             
  9. Ve ashab ul-meş'emeti ma ashab ul-meş'emeti.
             
10. Vessabikun es-sabikune.
                         
11. Ulaik el-mukarrabune.
 
Elmalılı mealindeki 6. ayetin açıklamasında bulunan, yerin şiddetle sarsılmasından ve dağların serpilmesinden sonra, bunların hepsinin dağılıp ‘’berheva bir heba’’ olacağından söz ediliyor. Burada ayette geçen  “hebaen münbessa”,  ‘’havaya karışan ya da saçılan ince toz’’ anlamına gelmektedir. Bu tasvirler, maddenin atom altı (kuantum) parçacıklarına ayrılmasını akla getiriyor. Bir sonraki 7. ayette de ‘’ve siz de’’ denilerek insanları da dahil edecek şekilde üç sınıfa ayırmaktan söz edilmektedir. Peki, atom altı parçacıklar üç sınıf mıdır?

‘’Günümüzde üç tip atomaltı parçacık tanınıyor: İlk grup leptonlar; bu gruba muonlar ve nötrinolar giriyor. İkinci grupta hadron, proton, nötron ve pionlar var. Üçüncü grup ise bozonlar; evrende temel kuvvetlerin aktarımını sağlayan küçük mesajcı atomaltı parçacıklar bu üçüncü grubu oluşturur. Örneğin fotonlar elektromanyetik kuvveti taşırken, yerçekimi kuvvetini gravitonların taşıdığı düşünülüyor. Fizikçiler her bir parçacığın görünmez bir ayna görüntüsü de olduğuna inanıyorlar; bu ayna görüntüsüne de anti madde adını vermişlerdi.’’
http://www.neuroquantology.com/journal/index.php/nq/article/viewFile/90/89

Birçok kaynakta da atom altı parçacıklar, kuarklar, leptonlar ve bozonlar olmak üzere üç sınıfa ayrılmaktadır. Atomu oluşturan parçalar da proton, nötron ve elektron olarak üç sınıf kabul edilir.
Tabii ki,  sadece buraya kadar anlatılanlardan, Vakıa suresindeki ayetlerden atom altı parçacıklardan bahsedildiği sonucunu çıkarmak zorlama bir yorum olarak görülecektir. Peki, bunların dışında başka işaretler de var mıdır?

Şimdi,  Vakıa suresi 8. ayette söz edilen   «Ashab-ı Meymene», 9. ayette geçen «Ashab-ı Meş'eme» ve 10. ayette bahsedilen  ‘’sabikun’’ sıfatlarına dikkatlerimizi çekelim.

"Ashab ul-Meymene"; Meymene, lügatte "yemin" (sağ el) veya "yumn" (uğurlu) anlamlarının her ikisine de gelebilir. Şayet yemin kelimesinden türediğini kabul edersek, Meymene "sağ el" anlamına gelir.

"Ashab-ul Meş'eme"; Meş'eme, "şum" kelimesinden türemiştir. Uğursuzluk, talihsizlik demektir. Ayrıca lügatte sol el için "şu'ma" tabiri kullanılır. Nitekim Araplar "şimal" (sol el) ve "şu'ma" (uğursuzluk) kelimelerini aynı anlamda kullanırlar. Araplarda, sol el zayıflığın ve zilletin simgesidir.
(TEFHİMÜ-L KUR'AN'DAN Vakı’a Suresi 8. Ayet ve Tefsiri)        
 http://www.kuranmeali.com/tefsir.asp?sureno=56&ayet=9

Görüldüğü üzere, diğer başka anlamlarda da yorumlanabiliyor olsa da (ki o yorumlarıyla da gayet güzel ve yerinde anlamlar içermektedir) "Ashab ul-Meymene" ‘sağ el ashabı’’ yani ‘sağ el sahipleri’; «Ashab ul- Meş'eme» sol el ashabı, yani ‘’sol el sahipleri’’ anlamına gelmektedir. Peki, atom altı parçacıklar dünyasında sağ el ve sol el sahipleri, diğer bir deyişle sağ elli ve sol elli olanlar var mıdır? Şimdi, bilimsel kaynaklardaki şu bilgilere bakalım.

Atomu oluşturan parçacıkların kendi eksenleri etrafında olağanüstü bir hızla dönüşlerine "spin" adı verilir. Evrendeki pek çok sistemde spin hareketi önemli bir rol oynar.
http://www.evreninyaratilisi.com/html/parcaciklarin_hareketi.html

Spin, kütle ve yük gibi parçacıkların iç, özgün özelliğidir. Kuantum kuramının zorunlu bir sonucudur. …Farklı spinli parçacıklar farklı davranırlar. Spinler│〉, sağ elli ya da yukarı ve │〉, sol elli ya da aşağı doğrultuda spin ifade edilebilir. Yönlerin yukarı ya da aşağı olmasının bir önemi yoktur.                                  
http://www.neuroquantology.com/journal/index.php/nq/article/viewFile/90/89

Tüm nötrinolar “sol-elli” ve tüm karşıt nötrinolar “sağ-elli”dir.          
http://www.fizikevreni.com/cekirdek2.pdf

Elektromanyetik kuvvetler için taneciklerin kutuplanmaları, yani sol-elli mi veya sağ-elli mi oldukları fark etmez. Oysa zayıf etkileşmelerde sol-elli tanecikler tercih edilmektedir. Nötrinolar sadece zayıf etkileşmelere girerler ve daima sol-ellidirler. Doğada sağ-elli nötrino yoktur.
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/biliminsanlari/nobelalanlar/S-387-54.pdf

Yukarıdaki alıntılarda değişik vesilelerle sağ elli ve sol elli atom altı parçacıklardan bahsediliyor. Bu da demek oluyor ki, atom altı parçacıklar yani kuantum dünyasında da aynen Vakıa suresinin ayetlerindeki anlatımlar gibi "Ashab'ul-Meymene" ‘sağ el ashabı’’ yani ‘sağ el sahipleri’ ve  «Ashab ul- Meş'eme» sol el ashabı yani ‘’sol el sahipleri’’ vardır.

Vakıa Suresi  10. ayette ise önde, ileride olan, önde giden anlamında ‘’sabikun’’dan bahsedilmektedir. O halde kuantum dünyasında da önde olan,  önde giden parçacıklar var mıdır?

Standart Model'e göre evrende, temel parçacık olarak sadece; 6 çeşit kuark, 6 çeşit lepton, bunların 'karşıt' parçacıkları ile foton, 8 çeşit gluon ve 3 çeşit 'vektör bozon'dan oluşan 'kuvvet taşıyıcı' parçacıklar var.
Kuarklarla leptonlar, kuvvet taşıyıcı parçacıklar aracılığıyla etkileşime girerek, evrendeki görünür maddenin tümüne vücut veriyor.
http://www.kuark.org/bilim/index.php?option=com_content&task=view&id=37&Itemid=44
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/madde/standart.html

Kuvvet taşıyıcı parçacıklara bozon adı verilir. Her kuvvetin kendi bozonu bulunur.   
http://elitbilgi.com/showthread.php?p=771

Üç atom altı parçacık sınıfından biri olan ‘’bozonlar’’, kuvvet taşıyıcı parçacıkları oluşturmaktadır. Evren’deki tüm maddeler bu bozonların ‘’önde giderek’’ ve her zaman ‘’ileride bulunup’’ birbirlerine kuvvetlerini taşımaları sayesinde, birbirlerine uzak olsalar bile etkileşime girebilmektedirler. Zaten mantık olarak da kuvvet taşıyıcı olabilmeleri için mutlaka önde gitmeleri her zaman ileride olmaları gerekir ve bu özellikleriyle Vakıa suresinin 10. ayetindeki ‘’sabikun’’un karşılığını oluşturmaktadırlar.

Bununla birlikte, yanında ‘’sabikun’’ yani önde olanlar için 11. ayette ‘’Ulaik el-mukarrabun’’ sıfatı kullanılmaktadır. Mukarreb; ‘’yakınlık, yakınlaş-tırılmış’’ anlamlarına gelmektedir.  ‘Sabikun’un karşılığı olduğu sonucunu çıkardığımız, “bozonlar” için de mukarreb yani yakın olma ve yakınlaştırılmış olma özelliğinden söz edebilir miyiz? Şimdi bu konuyla ilgili fikir sahibi olabilmek için aşağıdaki bilgilere dikkat edelim.

Böylece iki atomu bir araya getirip bir molekül oluşturmak isteyince, yine pauli dışlama ilkesinden kaynaklanan bir karşılıklı itme etkisi yüzünden, iki atomu tam birbirinin içine sokmak mümkün olmamakta, bunun sonucu olarak da moleküller meydana gelmektedir. Her ne kadar elektronlar arası itici elektrostatik (diğer ismi elektromıknatıssal ) kuvvet burada bir rol oynasa da, kısa mesafelerde esas belirleyici olan itici etki “pauli dışlama” ilkesidir.

Bozonlar ise bundan farklı olarak, iki bozon (ki bunlarda Bose-Einstein istatistiğine uyarlar) uzayda aynı konuma, spine, momentuma… vb özelliklere sahip olabilirler. Bu da bozonların sayısının sonsuz olarak çok büyük kuvvetleri doğurabilecekleri anlamına gelir.
http://www.sufizmveinsan.com/fizik/alanlar3.html

Fiziksel değişkenlerin olası değer kümelerinden oluşan bu seçenekleri veya 'kuantum durumları'nı, bir otelin farklı katlarındaki odalara benzetecek olursak; spini ћ'ın tamsayı katlarıyla orantılı (0, ћ, 2ћ,...) olan benzer parçacıklar; birbirlerine daha 'yakın' olabiliyor ve aynı odayı paylaşabiliyorlar. Yani, aynı kuantum durumunda oturmaya hiçbir itirazları yok. Bunlara 'bozon' deniyor. Hâlbuki spini ћ'ın kesirli katlarıyla orantılı  (ћ/2, 3ћ/2,...) olan parçacıklar, aynı odayı asla paylaşmıyor ve farklı kuantum durumlarında bulunmayı tercih ediyorlar. Bunlara da Fermion sınıfı parçacıklar deniyor ve aralarındaki geçimsizlik ilişkisi, bulucusunun adıyla, "Pauli'nin dışlama ilkesi" olarak anılıyor.
http://www.onlinefizik.com/content/view/258/117/

Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere atom altı parçacıklar normal olarak ‘’pauli dışlama etkisi’’ denilen fiziksel durum sebebiyle uzayda aynı konumda bulunamazlar. Bizim de günlük yaşamımızda gözlemlediğimiz olay iki faklı maddenin aynı anda aynı yerde bulunamayacağıdır. Ancak bozonlar, “’pauli dışlama etkisine’’ uymazlar ve birbirlerine iç içe geçecek şekilde yakın olabilirler. İki farklı kaynaktan gelen ışığın uzayda aynı konumda bulunabilmeleri gibidir. Işık fotonlar aracılığıyla taşınır ve fotonlar da ışığı taşıyan bozonlardır. İşte bahsedilen bu özellikleri sebebiyle de bozonlar Vakıa suresinde söz edilen ‘’mukarrebun’’ yani yakınlaştırılmış olanlar sıfatının karşılığını oluşturmaktadırlar. Bunun yanında, bozonlar, kuvvet taşıyan tanecikler oldukları ve yukarıda da belirtildiği şekilde maddelerin etkileşebilmeleri için önde ve ileride bulunması gereken parçacıklar olmaları sebebiyle de bir maddenin veya cismin diğer bir maddeye veya cisme ‘’yakınlaşan’’ parçalarıdır.

Vakıa suresinde ‘’sabikun’’ ve  ‘’mukarrebun’’dan bahsedilirken –ki bunlar ‘’bozonlar’’ın karşılığı olabilecektir- 13. ayette ‘’Çoğunluğu evvelkilerdendir. (sülletün minel’evveliyn;), 14. ayette ise, ‘’Azı sonrakilerdendir. (ve kaliylün minel’ahıriyn;)

Yani bozonların çoğunluğunun ‘’ilk’’lerden oluştuğu gibi bir çıkarım yapabiliriz. Bu bilgilerin paralelinde, Evren’deki maddenin; daha doğrusu Evren’i oluşturan maddenin kütlesinin büyük çoğunluğunun ‘’protonlar’’dan oluştuğu sonucuna varabiliriz. Evren’deki maddenin başlangıcını oluşturan Big Bang teorisinden bahsedilen kaynakta aşağıdaki bilgiler verilmiştir.
 …                                 
Şu ana kadar 3 dakika 46 saniye geçmiştir. Çekirdek birleşiminin başlamasından hemen önce, nötron bozunumu, nötron-proton dengesini yüzde 13 nötron ve yüzde 87 proton durumuna kaydırmıştı.
http://www.egze.com/forum/bueyuek-patlama-kuraminda-enerji-madde-iliskisi-ilk-dakikalar-vt5733.html

Bu protonlarla ‘’evveliyn’’ yani ‘’ilkler’’ arasında bir bağlantı var mıdır? Bunu anlamak için ‘’proton ‘’ kelimesinin anlamı üzerinde durmak gerekir. ‘’Proton Yunanca "ilk" anlamındadır.’’ 
http://www.genbilim.com/content/view/2663/36/

‘’Proton Yunanca protos "ilk" kelimesinin nötr biçimidir.’’   
http://www.birey.com/avnia/solomon/all/hintsph.htm

Bir de Vakıa suresindeki şu ayetlere dikkat edelim:

15. Alâ sürurin mevdûnetin;
Mevdune (işlenip süslenmiş, bitişik, sıra sıra dizilmiş) tahtlar üzerindedirler.

16. Müttekiiyne aleyha mütekabiliyn;
Onlar (tahtlar) üzerinde karşılıklı yüz yüze durur halde yaslananlar olarak.

17. Yetufu aleyhim vildanün muhalledûn;
Üstlerinde (çevrelerinde) ebedi kılınmış (ölümsüz) vildan (veliyd’ler, genç-zinde hizmetçiler, kuvveler) tavaf eder/dolaşır.
http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/56-vakia-suresi/

Yukarıdaki ayetlerde modern fizikteki atom modeline benzer bir yapı tarif edilmektedir. Atomun çekirdeğinde protonlar ve nötronlar bitişik, sıra sıra dizilmiş (mevdune) ve karşılıklı (mütekabiliyn) şekilde ve birbirine yaslanmış bir durumda bulunurlar. Bunların etrafında ise ayette ‘’vildan’’ olarak bahsedilen varlıklar tavaf eder şekilde dolaşarak ‘’elektronları çağrıştıran’’ bir durum arz etmektedirler. ‘’vildan’’ olarak bahsedilen varlıkların ‘’kuvve’’ yani kuvvet olarak da açıklanabilmesi elektronlara benzetme yönünden dikkate değerdir. Bunun yanında, ‘’ebedi kılınmış (ölümsüz) ‘’olarak nitelendirilmeleri, proton ve nötronlardan oluşan atom çekirdeğinin parçalanabilmesi ve atom enerjisine dönüşerek yok olmaları yanında elektronların kalıcılığına bir işaret olarak da kabul edilebilir.

Diğer bir ilginç konu; yine Vakıa suresindeki ayetlerde…

38. Liashabilyemiyn;                       
(Bunlar) ashab-ı yemin (saidler) içindir.

39. Sülletün minel’evveliyn;                    
(Ashab- Yemin) bir cemaat evvelkilerdendir.

40. Ve sülletün minel’ahıriyn;                   
Bir cemaat ta sonrakilerdendir.

41. Ve ashabüşşimâli mâ ashabüşşimâl;                
Ashab-ı Şimal (sol tarafın ashabı; şakıyler, uğursuzlar; hakikatından perdeliler), ne ashab-ı şimaldır?

42. Fiy semumin ve hamiym;                      
Semum (zehirleyici bir radyasyon) ve hamiym (kaynamış bir su; taassubi bilgi ve şartlanmalar) içinde,

38. ayette geçen “Ashab-ı yemin”, sağ el ashabı anlamına gelir. Yani atom altı parçacıklardan sağ elli olarak değerlendirilen grubu kastediliyor. 39. ayette bunlardan bir kısmının evvelkilerden yani ilklerden diğer bir deyişle, protonlardan (proton kelimesi Yunancada ‘’ilk’’ anlamına geliyordu) oluştuğu; diğer bölümünün ise diğer parçacıklardan da oluşabileceğine  (40. ayette) işaret edildiği şeklinde yorumlanabilir.

Bu konuyla ilgili daha dikkat çekici olan bir duruma da 41. ve 42. ayetlerde işaret edilmektedir. 41. ayette ‘’ashab-ı şimal’’ yani sol el ashabından söz ediliyor. 42. ayette ise onların ‘’semum’’ yani zehirleyici bir radyasyon içinde bulunduğu vurgulanıyor.

‘’Arapçada “semum” kelimesi iki manaya gelir. Birincisi: “ Gözeneklere (mesamat) işleyen ışın “ ...  İkincisi: “ zehirleyici ateş, yani “radyasyon!’’
http://www.sufizmveinsan.com/aksam/ozde.html

Sol elli olarak tabir edilen parçacıklarla radyoaktif ışınları ve radyasyonu bağdaştırabilir miyiz? Bu soruya aşağıdaki bilgiler açıklayıcı niteliktedir.

Elektromanyetik kuvvetler için taneciklerin kutuplanmaları, yani sol-elli mi veya sağ-elli mi oldukları fark etmez. Oysa zayıf etkileşmelerde sol-elli tanecikler tercih edilmektedir. Nötrinolar sadece zayıf etkileşmelere girerler ve daima sol-ellidirler. Doğada sağ-elli nötrino yoktur.   
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/biliminsanlari/nobelalanlar/S-387-54.pdf

Zayıf nükleer kuvvet, bazı atom altı parçacıklar tarafından taşınan ve bir tür radyoaktif parçalanmaya sebep olan bir kuvvettir.   
http://www.ilmiarastirma.net/?Pg=Detail&Number=3640

(Nötrinolar) Elektrik yükü olmayan ve kütlesi sıfıra yakın olan ve ışık hızından küçük fakat ona yakın hızlarda giden atom altı büyüklükte bir temel parçacıktır.

Sadece yıldızlarda (güneş), radyoaktif parçalanmada ve nükleer tepkimelerde ortaya çıkarlar. Elektron nötrinolar, müon nötrinolar ve tau nötrinolar diye sınıflandırılırlar.    
http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6trino

Fark edeceğiniz üzere, yukarıdaki alıntılarda sol elli olarak nitelendirilen parçacıklar, zayıf nükleer kuvvet etkileşimlerinde rol almaktadırlar. Özellikle de nötrinoların tamamı sol ellidir ve sadece ‘’zayıf etkileşime’’ giriyorlar. Bu etkileşim radyoaktif parçalanmaya sebep olmaktadır. Sadece yıldızlarda (güneş), radyoaktif parçalanmada ve nükleer tepkimelerde ortaya çıkarlar. “Vakıa suresinde ‘’semum’’ olarak geçen ve radyoaktif ışınlar ve radyasyon şeklinde açıklanabilen bir kavramın, sol el ashabı olarak nitelendirilen insan grubu ise bu anlamının yanında ikincil bir anlam olarak sol elli atom altı parçacıklar –ki bu parçacıklar radyoaktif parçalanmalarda ve nükleer tepkimelerde ortaya çıkıyorlardı- birbiriyle bağlantılı olarak gerçekten dikkate değer bir durumdur. Ayrıca ‘’semum‘’un geçtiği ayetten hemen sonra gelen, Vakıa:43’te, ‘’Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar’’ ayetindeki siyah duman, atom bombası gibi nükleer patlamalarda ortaya çıkan mantar ya da şemsiyeye benzeyen siyah duman bulutunu çağrıştırması yönünden de ilgi çekicidir.



HUR-İ  IYN KAVRAMI VE YÖRÜNGELERDE DÖNEN ELEKTRONLAR

Modern bilimdeki atom modelinin temsil edilmiş olabileceğini belirttiğimiz ve elektronların da ‘’vildan’’ kavramıyla özdeşleştirilmiş olma olasılığına değindiğimiz Vakıa 15. 16. ve 17. ayetlerden sonra, daha özel bir şekilde “hur-i ıyn” kavramıyla elektronlara ve yörüngelerine işaret olarak değerlendirilebilecek işaretler vardır. Daha önce ‘’mukarrebun’’dan bahsederken, çoğunluğunu protonların oluşturduğunu ve atom çekirdeğini oluştururken çekim gücü ile birbirine yakınlaşan bu mukarrebunlar için bahşedilen şeyler ise “hur-i iyn” olabileceği yönündedir.

22. ayette: Huri ıyn, 23. ayette: Saklı inci timsalleri gibi kavramları genelde ‘’cennetteki huriler’’ olarak açıklanmaktadır. Hur-i ıyn, hur ve ıyn kelimelerinden oluşmaktadır. Şimdi, bu kelimelerin hangi anlamları içerdiği üzerinde durmalıyız. Öncelikle “hur” kelimesinin anlamlarını inceleyelim.

HUR: Ağarmak-Temizlenmek-Beyazlanmak-Ceylan Gözlü-Kar Gibi Pak-Kristal Gibi Saydam-Ayıpsız-Seçkin-Halis-Kehriba Ağacı-…El Mevarid-Arapça Sözlük/Mevlüt Sarı.
Mehmet DOĞRAMACI
 http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/kurantetkikleri6.html

Hur kelimesinin anlamlarıyla ilgili olarak ‘’Kehriba Ağacı’’ anlamı üzerinde durmakta yarar var.

Kehribar Nedir? - Nasıl Oluşur? 

Kehribar, milyonlarca yıl önce yaşamış, çok geniş alanlar kaplayan, yüksek ağaçlı, tropik ve yarı tropik ormanlardaki ağaçların salgıladığı reçinenin fosilleşmiş halidir.                                       
http://www.kehribar-amber.com/

Süs eşyası yapımında kullanılan, açık sarıdan kızıla kadar türlü renklerde, yarı saydam, kolay kırılır ve bir yere hızlıca sürtüldüğünde hafif cisimleri kendine çeken, fosilleşmiş reçine, samankapan
http://tr.wiktionary.org/wiki/kehribar

Hur kelimesi ile ilgili açıklamada ‘’kehriba ağacı’’ olarak verilmişti. Kehribar aslen Farsça olup Arapçası ‘’kehriba’’ şeklindedir. Yukarıda açıklanan ‘’kristal gibi saydam’’ anlamı da kehribarın saydamlık özelliğinden kaynaklanmaktadır. Diğer anlamları olan, temizlenmek, pak olmak, halis gibi anlamları da bu özelliğinden esinlenerek verilen anlamlar olabileceği izlenimi vermektedir.

Şimdi, asıl dikkat çekici olan konuyu yani “hur” kelimesi ile “elektron” kavramı arasındaki ilişkiyi açıklayabiliriz.

Kehribar Yunancada elektron demektir. 'kehrüba' Farsçası olup; 'samankapan' demektir. Türkçede ise tahrif olup 'kehribar'a dönüşmüştür. Kehribar, ilkokul deneylerindeki gibi statik elektrik yüklenince bazı nesneleri kendine çeker. Arapçada 'kehriba'dır. Kimilerinin yanlışlıkla taş ya da kaya diye nitelediği kehribarın aslı fosilleşmiş çam reçinesidir.
http://www.antisourtimes.com/kehribar.html
http://www.uted.org/dergi/2004/temmuz/temmuz_8.htm

Görüldüğü üzere hur kelimesi kehribar anlamına gelmekte ve bugün tüm dillerde ve bilim literatüründe ELEKTRON olarak bilinen eski Yunancadan gelen kelimenin karşılığını oluşturmaktadır.
Hur kelimesi ile ilgili açıklamalardan sonra, Vakıa suresi 22. ayette HUR kelimesi ile beraber geçen “IYN”  kelimesi üzerinde duralım.

IYN: Göz-Kuyu-Öz-Kaynak-Ayna.
El Mevarid-Arapça Sözlük/Mevlüt Sarı.
Mehmet DOĞRAMACI               
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/kurantetkikleri6.html

Burada, ayetteki IYN kelimesi ile ‘’elektronların atom çekirdeği etrafında dönerken izlediği yol ya da yörünge‘’ olarak basitçe açıklanabilecek olan ORBİTAL kavramı arasındaki ilişkidir. ORBİTAL kelimesinin kökü “orbit”tir.                                              

orbit (isim): göz çukuru, göz, yörünge...    
http://sozluk.turkcebilgi.com/orbit
orbit:    i. göz çukuru, göz, yörünge, faaliyet sahası, etki alanı   
http://www.babylon.com/definition/Orbit/Turkish

Vakıa suresi 22. ayette geçen ıyn kelimesinin temel anlamı da orbital kelimesinin kökü olan orbit kelimesinin temel anlamı gibi göz ve göz çukurudur. Yukarıda ‘’ıyn’’ kelimesinin anlamıyla ilgili olarak yapılan tanımlamada da göz ve kuyu olarak açıklanması göz çukurunu çağrıştırması bakımından çok dikkat çekicidir. Bu bilgiler ışığında HUR-İ IYN kavramını  ‘’orbitaldeki yani yörüngedeki elektronlar’’ olarak da anlamlandırabiliriz.

Bu açıklamaların yanında HUR kelimesinin anlamıyla ilgili olarak başka bir kaynaktaki anlamlar üzerinde de durmak gerekir.

Hur : Noksan, eksik.                                   
 Nakıs:1. Noksan, eksik. Tamam olmayan.   2. Mat: Eksi. Negatif.
http://www.osmanlicaturkce.com/?k=nâkıs&t=@

Yukarıdaki tanımlamalardan özellikle eksi, negatif anlamları, daha önce Hur kelimesi ile ilişkilendirdiğimiz elektronların fizik ve kimya bilimlerinde eksi (negatif) yük taşımasına bir işaret olarak da değerlendirilebilir. Hur kelimesinin anlamıyla ilgili diğer bir bilgi de şöyledir:

“HUR” kelimesi “HAWERE, yani HARE” kökünden gelir.”Hare” dönmek manasına gelir. Muhavare, karşılıklı söz teatisinde bulunmaya denir. Ayni kökten gelen “Mihver” de dönüş ekseni manasında kullanılır.
Hurilerle ilgili ayetlerde geçen kelimelerin, Ragip İsfehaninin Müfredatındaki açıklamaları:   
 ر و ح :  Mihver=Eksen, bizzat veya fikren gidip gelme, tereddüt. Döngü, bir şeyin etrafında devamlı dönmek.’’

“HUR”= Mihver, etrafında dönülen, döngü merkezi                     
http://www.darulkitap.com/forum/index.php?topic=2114.10

Bu açıklamalar da, HUR kelimesinin içerdiği anlamların her birinin başka bir yönden elektronlara işaret etmektedir. Zira bugün, elektronların atom çekirdeği etrafında dönmeleri basit bir bilgi haline gelmiştir.
Dikkat çeken bir husus da Vakıa suresinde ‘’yığın halinde’’ meyvelerden bahsedilmesi ve ‘’molekül’’ kelimesinin “yığın’’ kelimesinin Latincedeki karşılığı olmasıdır.

 
28. Dal bastı kirazlar                                  
29. Sıvama muzlar içinde
(Elmalılı Meali –Orijinal)

29. ayetin Latin harfli yazılışı “ Ve talhin mendud”
Mendud: Meyvesi aşağıdan yukarıya yığılı, istifli.
http://www.osmanlicaturkce.com/?k=mendud&t=@

İstif:  Muntazam yığın. Sıralanmış eşya. Yığma,
molekül : ~ Fr molecule belli sayıda atomdan oluşan yığın
~ Lat moleculus [küç.] küçük yığın, molozcuk < Lat moles yığın moloz    
http://www.nisanyansozluk.com/search.asp?w=molek%FCl&x=13&y=8

Görüldüğü üzere molekül kelimesi Latince kökenli bir kelimedir ve ‘’küçük yığın’’ anlamına gelmektedir. Kimya biliminde kullanılan ‘’mol’’ terimi de ‘’yığın’’ anlamına gelmektedir. Vakıa 29. ayette meyveleri tasvir etmek için kullanılan ‘’mendud’’ kelimesi de ‘’yığın’’ anlamında kullanılmaktadır.

Vakıa 28. ayetteki ‘’Fiy sidrin mahdud‘’ cümlesinde geçen ‘’mahdud’’ kelimesinin diğer bir anlamı ‘’sınırlı sayıda’’ demektir. Dünyadaki atom ve element çeşitlerinin de ‘’sınırlı sayıda olması’’ bu konuya bir işaret olarak değerlendirilebilir.

Vakıa suresinde dikkati çeken diğer bir konu ise bu ayetlerde geçen ‘’yakınlaştırılmış olanlar’’ (mukarrebun), ‘‘ önde olanlar’’ (sabikun) ya da sağ ve sol el ashabı (ashab-ul yemin, ashab-ul meşeme) gibi kavramlar kullanılırken, bu özelliklerin kime ait olduğunu belirtmek için ‘’inanan insanlar’’ ya da ‘’önde olan kişiler’’ özelliklerin insanlara ait olduğunun hiç belirtilmemiş olmasıdır. Kavramlar kullanılırken öyle bir anlatım seçilmiştir ki, hem insanlar hem de atom altı parçacıklar gibi cansız varlıkları belirtebilen bir üslup seçilmiştir.

Buraya kadarki anlatımları ikna edici bulmayıp; hâl⠑’atom altı parçacıklar,  yani ‘’KUANTUM’’, bu ayetlerin neresinde yazıyor’’ diyenler varsa, aynı surenin 7. ayetine bakabilirler…
 Vakıa 7. ayet “ve KUNTUM ezvacen selaseten.’’
(ve siz de üç sınıfa ayrıldığınızda)

…ve tam olarak o ayette ve tam olarak üç sınıf olan  ‘’kuantum’’dan bahsedilen yerde, “kuantum” ile “kuntum” kelimelerinin birbiriyle sesteş olarak benzeşmesi ilginç bir tevafuku barındırmaktadır…

13. Kendilerine apaçık delil gelince bu apaçık bir sihirdir dediler
14. Vicdanları onların doğruluğuna kanaat getirdiği halde sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkâr ettiler…
                                                                                                                   27(Neml)/13, 14




« Son Düzenleme: Mayıs 13, 2013, 09:42:20 ÖS Gönderen: T.Taşpınar »


 

free counters