Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91

YERYÜZÜNÜN KIYAMETTEN ÖNCE KURU BİR TOPRAK HALİNE GELMESİ

Güneş'in dış katmanlarının genişleyerek Dünya'nın yörüngesinin bulunduğu noktaya kadar gelmesi olasıdır ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar, Güneş'ten kırmızı dev aşamasının başlarında kaybolan kütle nedeniyle Dünya'nın yörüngesinin daha uzaklaşacağını, dolayısıyla da Güneş'in dış katmanları tarafından yutulmayacağını önermektedir. Ancak Dünya'nın üstündeki suyun tamamı kaynayacak ve atmosferinin çoğu uzaya kaçacaktır. Bu dönemde oluşan güneş sıcaklıklarının sonucunda 900 milyon yıl sonra Dünya yüzeyi bildiğimiz yaşamı destekleyemeyecek kadar ısınacaktır. Bir kaç milyar yıl sonra da yüzeyde bulunan su tamamen yok olacaktır.   
http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F

Ömrünün sonuna yaklaşan Güneş şişerek “kırmızı dev” haline geldiğinde gezegenimizin alev topundan yakayı sıyırabileceği görüşünü ortaya atan iki gökbilimci, bu düşünceyi değiştirmiş bulunuyor:
Güneş Dünya’yı yutup buharlaştıracak... Hesaplar felaketin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Ama bizlerin, daha doğrusu uzak torunlarımızın korkuya kapılmasına gerek yok. Artan güneş ışınımı nasıl olsa günümüzden 1 milyar sonra Dünya’yı ölü bir kaya parçasına çevirmiş olacak. 
(Science, 14 Mart 2008)   
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/gokbilim/s-485-8.pdf

Yukarıda verilen bilgilerde yeryüzünün Güneş ışınımındaki artış ve Güneş’in kırmızı dev halini alması yoluyla sahip olduğu suyu ve atmosferi kaybederek kuruyacağı belirtilmektedir. Güneş’in kırmızı dev halini almasıyla Dünya’yı yutup yutmayacağı ve bunun zamanı konusunda farklı fikirler ileri sürülse de Güneş ışınımındaki kaçınılmaz artış zaten yeryüzünü aynen ayette belirtildiği gibi kuru bir toprak haline getirecektir. Bu konu, Kuran-ı Kerim’de bildirilen geleceğe yönelik bir bilginin daha bilim tarafından doğrulandığını göstermektedir.
                                       
Biz, elbette yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.
18 (Kehf)/8


92

TARIK SURESİNDEKİ DELEN YILDIZ (Madde Jetleri)

Nötron Yıldızları,  Bunların Çıkardığı ‘’Jetler’’ ve Pulsarlar

  86 (Tarık) / 1-3
         1. Gökyüzüne ve Tarık’a yemin olsun.
         2. Tarık’ın ne olduğunu nereden bileceksin?
         3. Delen yıldızdır…            

3. ayetteki ‘’delen yıldız’’,  “Necm-i Sakıb” olarak geçmektedir.
İlk olarak Tarık suresinde bahsi geçen  ‘Necm-i Sakıb’ kavramının anlamı üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum. Necm ‘’yıldız’’ anlamına gelmektedir. ‘’Sakıb’’ kelimesi ise ‘’Sakb’’ kökünden gelmektedir ve ‘’sakb’’ aşağıda açıklanan anlamlara gelmektedir.   
                                                             
Sakb: (C.: Sukub) Delinme, delme. Bir taraftan diğer tarafa kadar açık olan delik.
Sakb: (C.: Sukub) İnce, uzun. Ev ortasında olan direk.                              
Sakb kökünden türeyen bir kelime olan Sakbe ise,                        
Sakbe: Çadır direği.  Oklava.
http://www.osmanlicaturkce.com/?k=sakb&t=@@

Şimdi yukarıda açıklan bu tanımlamalardan yola çıkarak surede bahsi geçen Necm-i Sakıb’’ın ne gibi özellikler taşıması gerektiğini irdeleyelim. İlk olarak delinme yani delik olma, aynı zamanda ‘’delme’’ özelliği olması gereken bir cisim olmalıdır. Yapısında ‘’bir taraftan diğer tarafa kadar açık olan bir delik’’ bulunması da gerekiyor. Bunun yanında ince, uzun ve ev ortasında olan direğe veya çadır direğine ve hatta oklavaya benzer yapıların da bu‘’necm-i sakıb’’da bulunması gerektiği sonucuna varabiliriz.
Peki, Evren’de bu özelliklere sahip yıldızlar veya gökcisimleri var mıdır? Evet, vardır. Bunlar nötron yıldızları, karadelikler ve bunlardan kaynaklanan “madde jetleridir.” Şimdi, bunların özellikleri hakkında aşağıdaki bilimsel kaynaklara göz atalım.
   
‘’Gökbilimcilerin 20,000 IY (ışık yılı) ötelerde keşfettikleri bir nötron yıldızının, karadeliklerin taşıdığı uzaya madde jetleri püskürtme kabiliyetine sahip olduğu ortaya çıktı.’’

‘’Karadeliklerin bir diğer çarpıcı niceliği ise, uzaya büyük enerjilere sahip madde jetleri püskürtebilmeleridir’’
‘’NASA'nın Chandra X-ışını gözlem uydusunu kullanan Wisconsin Üniversitesinden Sebastian Heinz'in önderlik ettiği bir ekip, patlayarak ölmüş yıldızların arta kalan yoğun çekirdeği olan bir nötron yıldızının, karadeliklerin relativistik hızlarla püskürttükleri jetleri ile boy ölçüşebilecek madde jetleri püskürttüğüne dair kanıtlar elde etmişlerdir’’

‘’Yeni çalışma sayesinde ilk defa karadeliklere has bir özellik olarak kabul edilen büyük çaplı jetler püskürten bir nötron yıldızı gözlemlenmiş oldu’’

‘’Madisson Üniversitesinden yardımcı doçent, Heinz'e göre: "Karadeliklerin uzun zamandır jetler püskürtmede başarılı oldukları bilinmekteydi, bu keşif ise nötron yıldızlarının da bu işi iyi kıvırdıklarını göstermiştir."

‘’Nötron yıldızı güneşimizin onlarca katı kütleye sahip bir eş yıldız ile wals yapar konumda kitlenmiştir. Kütle çekim eş yıldızdan madde çalarak spiraller halinde dönen diskler ile nötron yıldızının yüzeyine madde yağdırmakta ve bir şekilde uzaya doğru neredeyse ışık hızına yakın hızlarda madde jetleri püskürmesine sebep olmaktadır ‘’

‘’Gökbilimcilerin henüz bu madde jetlerinin neden yapıldıklarını ve nasıl üretildiklerini açıklamakta yolun başında olduğunu bildiren Heinz'e göre: " jetler gizemli madde ışınlarıdır. Bu plazma ışınları kütle aktarımı süren iç bölgeler tarafından fırlatılmaktadır."

Uluslararası katılımlı bir gökbilimci ekibi tarafından gözlemlenen jetler 3 ıy (ışık yılı) uzunluktadır fakat çapı yalnızca 10 km kadar olan bir cisimden kaynaklanmaktadır. Süper kütleli karadeliklerden püsküren jetler ise bazen milyonlarca ıy'ndan daha fazla uzaklıklara yayılabilmektedir.

Karadelikler ya da diğer nesneler tarafından püskürtülen jetlerin nasıl çalıştığının anlaşılması çok mühimdir zira Heinze'ye göre bunlar evreni ateşleyen motorlardır.

İnsanlar karadelikler ve karadelikler tarafından püskürtülen jetlerin evreni ateşlemesindeki önemini fark etmişlerdir. Bunlar devasa miktarlarda kinetik formda enerji taşımaktadırlar ve bu enerjinin yayılımı daha geniş açıdan evrendeki yapıların oluşumunda büyük büyük önem arz etmektedir
(Kaynak: Astronomy. Magazine, Çeviri: Emre Evren)    
http://www.gokbilim.com/forum/viewtopic.php?t=185&postdays=0&postorder=desc&start=60

‘’Böylece SS 433'e (gözlemlenen nötron yıldızının özel adı) ilişkin birçok sır çözülmüş oldu. Ancak asıl önemli sır hala beklemekte ve yakın gelecekte de çözülebileceğe benzememektedir. Bu sır, hidrojen gazının nasıl olup da nötron yıldızından birbirine zıt yönlerde ve inanılmayacak bir hızla fırlatıldığıdır. Tek bir doğrultuda fırlatılan gazın görsel bölgede ışınım yapan kısmı on milyar km uzunluğunda tahmin edilmiştir. Bu uzunluk, Dünya - Güneş uzaklığının yüz katıdır. Gaz jetini oluşturan enerji ise saniyede 1039 (10 üzeri 39) erg tahmin edilmektedir. Bu ise güneş enerjisinin bir milyar katıdır. SS 433 teki bu enerji kaynağı bilinmemektedir’’
http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/populer/tuhaf/tuhaf.htm



KARADELİK   JETLERİ

NASA ve İtalya'dan bilim insanları, gökadaların merkezinde bulunan dev kütleli karadeliklerin kutuplarından fışkıran parçacık fıskiyelerinin (jet) büyük ölçüde elektron ve protondan oluştuğunu belirlediler. Işık hızının %99,9 'u kadar hızlarda seyreden bu jetler karadeliğin yüz binlerce ışıkyılı ötelerine kadar uzanıyorlar ve içlerinde bulundukları gökadaya madde ve enerji taşıyorlar. Araştırmacılar, izledikleri jette 200 milyar kere trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon parçacık bulunduğunu hesaplamışlar.
(NASA Basın Bülteni, 6 Ekim 2006 BİLİM veTEKNiK 10 Ocak 2007)              
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/gokbilim/s-470-10.pdf

‘’Çok ağır yıldızlar ömürlerinin sonlarına yaklaşınca çökerek bir nötron yıldızı ya da karadelik haline gelebilmektedir. Gama ışını patlamalarının ise, büyük kütleli yıldızın içinde karadelik meydana gelirken ortaya çıkan, ışık hızında hareket eden ve yüksek enerjili parçacıklardan oluşan ışıma jetlerinin oluşumu sırasında ortaya çıktıklarına inanılmaktadır.’’           
(Çeviri: Emre Evren, Kaynak: Astronomy Magazine                                                                
http://www.gokbilim.com/dergi/Index.php?s=jetler&paged=5




Gama ışınları, beta ışınlarından daha yüksek enerjili ve dolayısıyla daha girici (nüfuz edici) ışınlardır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Gama_%C4%B1%C5%9F%C4%B1nlar%C4%B1

Görüleceği üzere, nötron yıldızlarından ve karadeliklerden çıkan jetler gama ışını içermektedir. Aynı zamanda bu gama ışınları bilinen en girici (nüfuz edici) diğer bir deyişle Tarık Suresinde de belirtildiği üzere en ‘’delici’’ ışınlardır. Işık hızına yakın hızlarda ve çok yüksek enerjili plazma halindeki maddeyi ince uzun bir demet halinde püskürtmektedir. Bu anlamda da delici özelliğe sahiptirler.


Evrende Gama Işınları
 
Gama ışınları evrenin en sıcak bölgesinde üretilen ışığın en enerjik formlarıdır. Süpernova patlamaları ya da atomların parçalanması ve uzaydaki radyoaktif maddelerin bozunmalarından üretilirler. Süpernova patlamaları, nötron yıldızları, pulsarlar ve kara delikler tüm Evren’in gama ışın kaynaklarıdır.
 
Gama ışınları Evren’in çok geniş mesafelerinden yayılarak Yerküre’ye kadar gelir ve sadece Yerküre atmosferi tarafından soğurulurlar. Işığın farklı dalga boyları Yerküre atmosferini delerek farklı derinliklere ulaşır. (80.251.40.59/science.ankara.edu.tr/sakkoyun/GammaYonTAyini.doc)

Nötron yıldızlarından ve bunların bir türü olan pulsarlardan kaynaklanan gama ışınlarının farklı dalga boyları yerküre atmosferini delerek farklı derinliklere ulaşabilmektedirler. Bu durumda delici özelliklerine bir örnek oluşturmaktadır.

Şimdi de ‘’sakb’’ kökünün diğer anlamları üzerinde duralım. Sakb kelimesinin anlamlarından biri de ‘’delinme’’ ve ‘’bir taraftan diğer tarafa kadar açık olan delik’’tir. Nötron yıldızının merkezinde oluşan ‘’jetler’’ yukarıdaki alıntılarda da belirtildiği gibi yıldızın kutuplarından her iki yönde ışık hızına yakın hızlarda püskürtülmektedir. Bu durumda yıldızın delinmiş olduğu, ‘’bir taraftan diğer tarafa geçen” şeklinde anlayabiliriz.

Bu anlamların yanında ‘’ince, uzun’’, ‘’evin ortasında olan direk’’ sakb kökünden ek alarak türeyen ‘’sakbe’’ kelimesinin anlamı olan ‘’çadır direği’’ ve ‘’oklava’’ anlamları üzerinde duralım. Fark edileceği üzere nötron yıldızının kutuplarından her iki yönde püskürtülen madde jetleri, yukarıdaki alıntılarda da belirtildiği gibi uzunluğu 3 ışıkyılını bulan ve ancak sadece 10 km çapındaki bir gökcisminden kaynaklandığından ‘’ince- uzun’’ tanımlamasını fazlasıyla hak etmektedir. Aynı zamanda bu madde jetleri, yapıları ve görünüşleri gereği yıldızın ortasından geçen ince uzun direği çağrıştırdığı için ‘’evin ortasında olan direk’’, ‘’çadır direği’’ ve hatta ilk bakışta konuya uzak bir kavram gibi görünse de ince uzun yapısı ile madde jetlerini çağrıştırdığı için ‘’oklava’’ anlamlarının da yerinde olduğunu göstermektedir.



Yıldızların Ölümü

PROF. DR. OSMAN ÇAKMAK
Süpernova patlamasından geriye 10-20 km. genişliğinde bir çekirdek kalır. Burada, elektronlarla protonlar birleşmiş ve nötron haline gelmiştir. Yıldız artık bir nötron yumağı haline gelmiş, yoğunluğu ve çekim gücü korkunç boyutlara ulaşmıştır. Bunlara nötron yıldızı denir… Saniyede onlarca, yüzlerce dönüş yapar. Bazıları ise düzenli aralıklarla radyo dalgaları çıkarır. Bunlara da pulsar adı verilir.
http://www.zaferdergisi.com/print/?makale=469

Nötron yıldızlarının bir türü de pulsarlardır. Pulsarların en belirgin özelliği düzenli aralıklarla güçlü radyo dalgaları yaymalarıdır. Daha önce bazı kaynaklarda Tarık Suresinde Tarık olarak belirtilen yıldızla pulsar yıldızları arasında Tarık kelimesini anlamı olan ‘’vuruşlu, çarpan’’ anlamından yola çıkılarak ilişki kurulmuştur. (Tarık, Arapça "tark" kökünden türemiş bir kelime. Periyodik bir "vuruş", periyodik bir "çarpma" anlamlarını karşılayan İngilizcedeki "pulsation=vuruş, titreşim" kelimesinin Arapçadaki tam karşılığı.) Düzenli aralıklarla çıkardıkları çok güçlü radyo dalgaları onlara ‘’vuruşlu’’ olma özelliği vermektedir.

Pulsarların da bir nötron yıldızı türü olmaları ve madde jetleri çıkarabilmeleri sebebiyle Tarık suresinde konu edilen yıldızın anlamıyla ilgili Kuran mucizesini daha net ve daha kesin olarak ortaya koymaktadır. (Pulsarların da madde jeti çıkardıklarına dair bilgi için bakınız)
 http://chandra.harvard.edu/photo/2003/vela_pulsar/

Bu açıklama ve bilgilerden de, Yüce Allah’ın Kuran-ı Kerim’de herhangi bir kelime ya da tanımlamayı  (Tarık ve Necm-i Sakb) kullanırken sahip olduğu sonsuz bilgiyi ve kudreti nasıl yansıttığına tanık olabiliyoruz.



93

MEARİC:4’TEKİ 50 BİN YILDAN OLUŞAN GÜNLER
(Farklı Bir Yorum)

70 (Meâric Suresi)/ 1-9

1. Bir soran inecek azabı sordu:                       
2.İnkârcılar için; ki onu savacak yoktur,                            
3. Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.                                     
4. Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.                      
5.(Resulüm!) Şimdi sen güzelce sabret.                                              
6. Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.                    
7. Biz ise onu yakın görmekteyiz.                               
8. O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.                            
9. Dağlar da atılmış yüne döner.

‘’Samanyolu gökadası disk çapı yaklaşık olarak yüz bin ışık yılıdır. 1 ışık yılı; ışığın bir yılda gittiği yoldur.’’   
http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6kada

‘’Samanyolu’nun çapı 100.000 Işık Yılı(1 milyon trilyon km).’’
http://rasathane.ankara.edu.tr/populer/pak/Evrende_neler_var.pdf (*)


 
Karadelikler Bir Gök Kapısı mı?

Prof. Dr. Osman ÇAKMAK
Karadeliklerin tesir sahasını bir "huni" şeklinde tasvir edebiliriz. Bu bölgenin en geniş sınırı "olay ufku"dur. Bir de çekim tesirinin olağanüstü arttığı, âdeta sonsuz hale geldiği bir bölge vardır ki, burası "huninin" inceldiği uç kısmı teşkil eder ve "tekillik" (singularite)" adını alır. Tekilliğin ötesi farklı kanunların geçerli olduğu bir bölgedir. Bir kısım bilim adamının kanaatine göre karadelikler, kendi varlığı ve öz hacmi ile kendi "dışına" taşmakta; "uzay-zamanı" da beraberinde götürerek bizim âlemimize benzemeyen "farklı" bir âleme geçiş kapısı görevi görmektedir.

Kozmoloji ile ilgili eserlerinden tanıdığımız ünlü fizikçi Paul Davies bu konuda: "Uzay, çok karmaşık bir şekilde 'zamana' bağımlıdır. Uzayın 'gerildiği ve büküldüğü' gibi, zaman da 'gerilir ve bükülür." demektedir.’’

‘’Zamanın 'donarak' ebediyen durması, karadeliklerdeki tekilliğin (singularite) en belirgin özelliğidir. Zamanın durması, zamanın "sabit" kalması; fizik kanunlarının geçerliliğini kaybederek; uzayın bütün öz ve özelliğini yitirmesi ve yepyeni bir başka kâinat'ın içine girilmesi demektir. "Orası" bizim evrenimize hiç benzemeyecek, zaman, madde ve boyutlar farklı keyfiyete bürünecektir. Alıştığımız değer birimlerine sığmayacak özelliklere, fiziğin dar kalıpları ile açıklama getirmek zor görünüyor.

Kâinat dışına açılan "kapı" arayan astrofizikçiler için karadelikler umut kapısı olmuştur. Esasen paralel evrenler, "karşı" âlemlerin yani ahirete ait dünyaların varlığına işaret eden ilgi çekici bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.’’

‘’Çok hassas ve ileri bir çekim ölçme cihazı olan Weber dedektörünü kendi galaksimiz olan Samanyolu'nun merkezine yönelttiğimizde belli şiddette bir karadeliğin bize ulaşan çekim ışımasını kaydederiz. Bu, galaksimizin tam merkezinde bir karadeliğin bulunduğuna işaret etmektedir.

Gerçekten de galaksimizin merkezinde çok şiddetli kozmik hadiseler cereyan etmektedir. Oradan alınan ışınlar merkeze yerleşmiş dev bir karadeliğin bulunduğunu göstermektedir.’’

‘’Her karadelik gibi Samanyolu merkezindeki karadelik de durmadan yutmaya devam etmekte, gitgide büyümekte ve güçlenmektedir. Yani tesir sahası gittikçe artmaktadır. Uzun kırmızı ötesi (infrared) astronomisinin tespitleri, her saniye Güneş Sistemi'nin 50 km hızla onun yutulma sahiline yaklaştığımıza göre, Dünya’nın sonu bu karadelik yoluyla mı olacak? sorusu gündeme gelmektedir.’’

Mecerra yahut Şemsü'ş-Şumus: Karadeliklerin ötesi uzayın dışına çıkabilecek tüneller olarak vasıflandırılabilen karadelikler kıyametle ilgili bazı hadislerin yorumunda bizlere ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarıyla "Mecerra ve Şemsü' ş- Şumus" konusuna bazı yaklaşımlarda bulunabiliriz. Ayrıca uzay ve kozmos ile ilgili ayet ve hadislerin üzerinde de bu çerçevede bazı yorumlarda bulunmak mümkündür. İlk hadis müellifi olarak kabul edilen San'ani'nin kayıtlarında Peygamberimizin(s) şu sözlerine rastlıyoruz: "Bana günler sunuldu. Cuma gününü gördüm; onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. Orada siyah nokta şeklinde bir şey gördüm. "Bu nedir?" diye sordum. "Kıyamet onun içinde" kopacaktır" denildi. Hadisin diğer bir geliş şeklinde, "Cuma günü bir aynada bana gösterildi." denmektedir.              
(Abdürrezzak San'ani, Musannef, III/256, No. 5559, 5560)

Hadiste yer alan ve kıyametin onun içinde kopacağı belirtilen "kara nokta" ile anlatılmak istenen nedir? İslamî literatürde yer alan "Mecerra" ve "Şemsü'ş-Şumus" tabirleri ile ne anlatılmak istendiği konusunda âlimler çeşitli yorumlar yapmışlardır. Kıyamet sırasında göğün yarılacağını, kapı kapı açılacağını ifade eden ayetin (Gök yarıldığı zaman -ve hep yapa geldiği gibi- Rabbi’nin buyruğunu dinlediği zaman) tefsirinde Hz. Ali (ra)'nin göğün "Mecerra"dan çatlayıp yarılacağı, açıklaması hayli dikkat çekmektedir. (Kadı Beyzavi, II/592; ayet için bkz. İnşikak. 84/1-2). Astrofizikteki gelişmeler çerçevesinde şimdi bu haberleri daha kolay kavrama imkânına sahibiz. Bilindiği gibi karadelikler için en belirgin özellik ağ şeklinde ve sağlam bir surette tesis edilen uzayın "çatlayıp delinmesidir." Mevcut bilgilerimize göre ayetlerin vurguladığı "sema yarılmasını" şehadet âlemi olarak idrak ettiğimiz fizik dünyanın, yani uzay-zamanın değişerek farklı boyutlara kapı açılması olarak yorumlayabiliriz. Kur'an bize her zaman ipuçları vermekte ve birçok yerde de bunların "anlayan, akıl sahibi ve bilgili kimselere misal, ayet (ipucu, delil)" olduğunu tekrarlamakta
http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=5

Fark edeceğiniz üzere yükselme derecelerinin (boyutlarının)sahibi Allah katından inecek olan azab bir kıyamet manzarası oluşturmaktadır. Ayrıca bu kaçınılmaz kıyametin ineceği yükselme derecesi veya boyutuna melekler 50 bin yılda ulaşabilmektedirler. Çeşitli bilimsel kaynaklarda da dünyamızın Güneş Sistemi ile birlikte Samanyolu galaksisinin tam merkezinde bulunan dev karadeliğe doğru giderek yaklaşmakta olduğu belirtilmektedir. Bunun yanında bu karadelikler bildiğimiz fiziksel Evren’deki alışılmış kuralların işlemediği, ışığı bile serbest bırakmayan farklı bir evrensel boyut olarak tanımlayabileceğimiz fizikötesi yapılar oluşturmaktadır. (Bu karadelik daha önce bahsettiğimiz galaksi merkezindeki çubuksu yapının merkezindedir) Samanyolu’nun çapı bilimsel kaynaklarda 100 bin ışık yılı olarak verilmektedir. Bu durumda galaksinin merkezindeki dev karadelik,  Samanyolu’nun uçlarına, yarıçapı olan 50 bin ışık yılı mesafededir. Melekler ışıktan yaratılmış varlıklar oldukları için onların ışık hızı ile hareket edebildiklerini düşünürsek meleklerin Samanyolu galaksisinin bir ucundan merkezdeki bu yükselme derecelerini içerebilecek ve farklı boyutlara bir kapı oluşturabilecek dev karadeliğe ulaşmaları tam da Mearic 4. ayette belirtildiği gibi 50 bin yıl sürecektir.
 
8. O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.
9. Dağlar da atılmış yüne döner.
            70 (Mearic)/ 8, 9

Bu ayetler bir kıyamet manzarası oluşturmaktadır. Gökyüzünün erimiş maden gibi olması, Dünya’nın Güneş Sistemi ile birlikte galaksi merkezine çok yaklaşması ve Samanyolu merkezindeki çok yoğun radyoaktif aktivitelerden kaynaklanıyor olabilir, dağların da çok yüksek ısıdan dolayı eriyerek atılmış yüne benzemesi doğaldır.

Galaksi merkezindeki dev karadelik tarafından emilen madde ve enerji, gökbilimcilerin tahminlerine göre ‘’kuasar’’ adı verilen, Evren’de görülen en güçlü ışınımı yayan yapılardan geri püskürtülmektedir. Diğer bir deyişle bunlar karadeliklerin karşı tarafıdır denilebilir. (özellikle galaksi merkezindekilerin olabileceği en güçlü ihtimaldir.) Yukarıda ‘’Galaksilerin Çöküşü ve Galaktik Kıyamet’’ başlığıyla belirtilen konudaki bilgiler ile İbrahim Suresi 48. ayette  ‘’ o gün yerküre başka bir yerküreye, gökler de başka göklere çevrilecek ‘’denmesi de kuasarlardan püskürtülen maddenin tekrar gaz bulutlarına, daha sonra da yıldız ve gezegenlere dönüşmesi ile uyum göstermektedir.


Alıntı
(*) The disk of the Milky Way galaxy is about 100,000 light years in diameter (one light year is about 9.5 x 1015 meters), but only about 1000 light year sthick.

http://imagine.gsfc.nasa.gov/docs/ask_astro/answers/980317b.html




94

YÜCE ALLAH’IN NURUNUN TEMSİLİ VE SAMANYOLU GALAKSİSİ
(Farklı Bir Yorum)

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.
 24 (Nur)/35

Bu ayette kandillik lambanın içinde bulunduğu kristal fanus olarak açıklanan şey “mişkat” olarak geçmektedir. Mişkatın içindeki lambadan ise ‘’misbah ‘’ olarak söz edilmiştir.  ‘’ Sanki bir mişkat, yani arkasına nüfuz edilmez dairevî veya çokgen bir pencere. ‘’ (Elmalılı Tefsiri)

‘’MISBÂH: "Sabah ve Sabâhat" maddesinden ism-i alettir ki, sabah gibi hoş ve kuvvetli aydınlık veren lamba demektir. Kuran'da Güneş’e sirac denilmiş olduğu halde, burada misbah denilmiş olması, bunun yanında güneşin normal bir kandil kadar kalacağına işaret eder. O misbah, bir billurda sırça, yani billur, sanki inciye benzer bir yıldız. İncimsi yıldız, zühre gibi inci saflığı ve güzelliği ile parıldayan bir yıldız.’’(Elmalılı Tefsiri)

Ayette geçen kavramlarla ilgili bu açıklamalardan sonra bazı bilimsel kaynaklardaki Samanyolu Galaksisinin yapısı ile ilgili bazı alıntılara dikkatlerimiz çekilmektedir.


Samanyolu Gökadası

Gökada çekirdeği 15,000 ışık yılı çapında küresel bulge (şişkin bölge) ile çevrilmiştir. Bu şişkin bölgenin şekli küreseldir
                                                                                             
Galaksimiz sarmal şeklindedir; merkezde yoğun bir şişkinlik ile dışarıya doğru merkezi çevreleyecek şekilde uzanan 4 sarmal koldan ve merkezi çevreleyen daha az yoğun bir haleden meydana gelmektedir.’’ 
http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/HTMLdosya1/Gunessistemi.htm

Geçtiğimiz senelerde, Samanyolu’nun da, Andromeda’nın da “çubuklu spiral galaksi” oldukları ispatlandı. Yani, merkezlerinde yer alan galaktik öz çubuk biçiminde ve dönüp duran spiral kollar da bu çubukların iki yanından çıkıyormuş görüntüsü veriyor. Çubuklu spiral galaksilerin birçoğunda olduğu gibi Samanyolu’nda da bir aktif galaktik çekirdek var. Yani çubuğun tam merkezinde yeni yıldızlar doğuyor ve çubuğun uçlarına doğru olgunlaşarak yol alıyorlar ve genç birer yıldız olduklarında çubuğun ucundan kurtulup sarmal kollardan birindeki yerlerini alıyorlar. Sürekli yeni yıldızların oluştuğu bu galaktik merkezin bir adı da “yıldız fidanlığı”dır.
 http://www.derki.com/dergi/index.php/sayi-20/via-lactea.html

‘’Birçok sarmal galaksinin uçları, kollarının başladığı yere rastlayan çubuk biçiminde çekirdekleri vardır. Bu galaksinin de sarmal kolların sıklığına ve çekirdeklerinin büyüklüğüne göre a, b ve c sınıflarına ayrılırlar ve çubuklu galaksi olduklarının görülebilmesi için SBa, SBb ve Sbc biçimde gösterilirler. Bütün sarmalların dönmekte olduğu saptanmıştır.’’
http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/HTMLdosya1/Gunessistemi.htm
 




Görüleceği üzere galaksimizin merkezinde bir şişkin bölge vardır ve küresel bir şekil almıştır. Bu da ayetteki kristal fanusu yani ‘’mişkat’’ ı temsil ediyor olabilir. Ayrıca bu fanus yani mişkat inci gibi parlayan bir yıldıza benzetiliyor ve zaten bu şişkin bölge çok yoğun yıldız kümelerinden oluşuyor. Yukarıda söz edilen Elmalılı Tefsirinde de ‘’Kuran'da Güneş’e sirac denilmiş olduğu halde, burada misbah denilmiş olması, bunun yanında Güneş’in normal bir kandil kadar kalacağına işaret eder...’’ şeklindeki açıklama yapılması da bu görüşü desteklemektedir.

Bunun yanında kristal fanusun yani mişkatin de içinde bulunan misbahtan (lamba) söz ediliyor. Yukarıda belirtilen sözlük anlamında açıklandığı gibi misbah,  ‘’meşale’’ ve  ‘’çıra’’ anlamlarına da geliyor. Özellikle bu anlamlarıyla düşünüldüğünde yukarıda sözü edilen bilimsel kaynaklarda bahsedilen ‘’galaksi merkezinin çubuk biçimli olması’’ ile aralarında belirgin bir çağrışım meydana getiriyor. Zira meşale ve çıra uçları yakılıp alevlendirilen çubuk biçimli yapıya sahiptir. Ayrıca galaksinin yıldızlardan oluşan spiral yani sarmal kolları da bu çubuk biçimli yapıya uçlarından bağlanmıştır ve bu halleriyle de uçları alevlendirilmiş meşale ya da çıraya benzemektedirler.

Dikkat çeken bir konu da ayette söz edilen lambanın ‘’doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturuluyor’’ olması daha doğrusu bu şekilde temsil ediliyor olmasıdır. Galaksinin merkezindeki çubuk biçimli çekirdek ve diğer yıldızlar hidrojeni yakarak yani hidrojeni helyuma dönüştüren nükleer reaksiyonlarla ışıma yaparlar. Bahsettiğim hidrojen atomu da evrenin her köşesinde en çok bulunan maddedir. (simgesi h, atom numarası 1, atom ağırlığı da 1,00794 amu olan, tek protonlu hemen hemen hiç nötronu olmayan evrende en çok bulunan element.)     http://www.sdu-sozluk.com/sozluk.php?process=word&q=hidrojen

Bu özelliğiyle de sadece doğuya ya da batıya nispet edilemeyen bir yakıttır ve ayette ayrıca söz edilen ‘’ateş değmese bile ışık verir’’ şeklindeki tanımlama da kendiliğinden ve sürekli meydana gelen nükleer reaksiyonların sonucu oluşan ışımayı çağrıştırmaktadır. Bunların yanında ayetteki ‘’nur üstüne nurdur’’ sözü de, galaktik çekirdekteki bu yoğun nükleer aktiviteyi ve galaksi merkezindeki küresel şişkin bölge (bulge) deki yıldızların olağan üstü yoğunluğu ve bunlara ek olarak da galaksinin ince disk, kalın disk ve halo gibi büyük oranda yıldızlardan oluşan katmanlardan oluşuyor olmasına işaret olarak kabul edilebilir.
Ayrıca ayette zeytinin mübarek yani  ‘’bereketli’’ olarak nitelendirilmesi de özellikle dikkate değer bir durumdur.  ‘’ Hidrojen evrende en fazla ve en yaygın bulunan elementtir. Diğer bütün elementler başlangıçtaki Hidrojenden veya daha sonra ondan türemiş diğer elementlerden yapılmıştır. Hidrojen Evren’deki atomların% 90’dan fazlasını, toplam kütlenin dörtte üçünü oluşturur. Yıldızları oluşturan temel elementtir. Buradaki füzyon prosesiyle birleşerek Helyum atomlarının çekirdeklerini oluşturan Hidrojen atomları büyük miktarda enerji açığa çıkarır.’’
http://www.genbilim.com/index2.php?option=com_content&do_pdf=1&id=2657

‘’Yeryüzünde bugün ne varsa; ağaç, çiçek, su, kişioğlu, andıklar (hayvanlar), toprak, maden, petrol, cam gibi ne görüyorsak hidrojenden türemiştir…’’
http://www.ahmetercan.net/index.php?mod=HaberDetay&ID=150

(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir.
 24 (Nur)/36

Bu ayetteki içlerinde Allah’ın isminin anılmasına izin verdiği ve Allah tarafından yaratılan yapılar yani evler, yani içinde insanlar gibi akıl ve irade sahibi varlıklar olabilecek ve bunlar tarafından Yüce Allah’ın ismi anılarak yüceltilecek evler,  galaksileri temsil ediyor olabilir.

Son olarak bu konuyla ilgili çok ilginç gelebilecek ve çok önemli bir ayrıntıyı görelim. Fark edeceğiniz üzere yukarıdaki açıklamalarda hidrojen ve de hidrojenin enerjisi ‘’zeytin ‘’ile temsil ediliyor. (Meallerde ‘’zeytinin yağı’’ şeklinde açıklama yapılıyor olsa da ayette sadece zeytinden söz ediliyor.) ‘’Hidrojen ve hidrojen enerjisi ile bildiğimiz basit bir bitki olan zeytinin ne ilgisi olabilir’’? şeklinde akıllarda soru işareti oluşabilir. Buna verilebilecek en basit ve normal karşılanabilecek cevap, bunun sadece temsili olarak verildiği, zeytinyağının özellikle o dönemlerde yakıt olarak ve aydınlatma aracı olarak kullanıldığı’’ olabilir.
Zeytin kara suyundan hidrojen enerjisi projesi     
(Yazar Süleyman YAĞCIZEYBEK, Salı, 17 Haziran 2008) 

Zeytinyağının üretimi sırasında ortaya çıkan 'karasu'dan hidrojen enerjisi üretimi için proje hazırlandı. AB Proje Uzmanı Süleyman Yağcızeybek, zeytinyağı üreticileri için önemli bir sorun olan zeytin karasuyunu inovatif bir arıtma teknolojisi ile arıtarak, alternatif bir enerji kaynağı olan hidrojen elde edilmesine yönelik bir proje geliştirmeye karar verdiğini açıkladı.’’
http://www.kimyamuhendisi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=431&Itemid=1

Zeytin Fabrikası Atıksuyundan Biyolojik Hidrojen Üretimi Ve Atıksu Arıtımı İçin Bu Yöntemin Uygulanabilirliği

Eroğlu, Ela Doktora, Kimya Mühendisliği Bölümü Danışmanı: Prof. Dr. İnci Eroğlu Ortak Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ufuk Gündüz Haziran 2006, 236 sayfa Fotofermentatif hidrojen üretimi sırasında, oksijensiz koşullarda aydınlatılan bazı tür fotosentetik bakterilerin ortamdaki organik maddeleri parçalayarak hidrojene dönüştürmeleri sonucunda gerçekleştirilir. Bu araştırmada Rhodobacter sphaeroides O.U.001 ile laboratuar ve açık hava koşullarına uygun olarak tasarlanan fotobiyoreaktörlerde zeytin atıksuyundan hidrojen üretilmesi için tek ve çift aşamalı süreçler geliştirilmiştir. Seyreltilmiş zeytin fabrikası atıksuyunun (karasu) biyohidrojen üretimi amacıyla besi yeri olarak kullanılabileceği gösterilmiştir.’’   
http://hydrogen.cankaya.edu.tr/sunum/sunum9.ppt

Görüleceği üzere Yüce Allah’ın hiçbir sözü rastlantısal veya gelişigüzel değildir. Her biri sonsuz bir bilginin ve kudretin eseridir. Nur suresi 35. ayetin sonundaki ‘’ Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.’’ sözünün de ne kadar gerçek ve ne kadar anlamlı olduğunu görebiliriz.



95
Yerküre'nin Uçlarından Eksiltilmesi / Yerküre'nin Uçlarından Eksiltilmesi
« Son İleti Gönderen: T.Taşpınar Eylül 23, 2010, 07:21:58 ÖS »
YERKÜRE’NİN UÇLARINDAN EKSİLTİLMESİ

Bizim, o yerküreye gelip onu uçlarından biraz eksilttiğimizi görmediler mi?''
Allah hükmeder; O’nun hükmünü denetleyecek de yoktur. Hesabı çok çabuk görür.

13(Rad)/ 41

Gazların atmosfere kaçışına neden olan bir başka etken, Güneş rüzgârıdır.  Bu rüzgâr, Güneş’ten gelen yüklü parçacıkları içerir ve bu parçacıklar atmosferin üst katmanlarındaki moleküllerle çarpıştıklarında onlara atmosferden uzaya kaçmalarına yetecek hızı kazandırabilir. Yine, Güneş’ten ve yıldızlararası ortamdan gelen morötesi ve yüksek enerjili ışınım, atmosferin üst katmanlarındaki su moleküllerini parçalayabilir. Bu durumda, hidrojen ve oksijen ortaya çıkar. Hidrojen, en hafif gaz olduğundan, atmosferin üst katmanlarından kolayca uzaya kaçabilir.’’
(www.nadidem.net/mkpdf/db06.pdf BİLİM VE TEKNİK TEMMUZ 2006)

Rad Suresi 41. ayet ile bilimsel kaynaktaki bilgilerin uyumuna dikkat ediniz. Yerküre’nin ya da Dünya’nın uçlarından eksiltilmesi, Yerküre’nin en ucu sayılabilecek atmosferin üst katmanlarından maddelerin ve bu arada suyun da Güneş rüzgârlarının ve morötesi ışınların etkisiyle uzaya kaçmaya devam ettiği belirtiliyor. Aynen ayette açıklandığı gibi Yerküre tam da uçlarından yani atmosferin üst tabakalarından eksilmekte, diğer bir deyişle kütlesinden kaybetmektedir.

Yerküredeki su da Güneş rüzgârları ve morötesi ışınların etkisiyle uzaya kaçmakta yani sürekli eksilmektedir. Bu durum yukarıdaki bölümlerde suyun göklerden indirilmesi,  yani Dünya dışından, uzaydan gelmesi ile ilgili olan konu ve bunun Kuran’da işaret edildiği ayetlerle desteklenmektedir.
 
Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz o (yeterli) suyu depolayamazdınız.  15(Hicr)/ 22

Bu ayette de suyun sürekli eksildiği belirtilmekte ve eğer uzaydan Yüce Allah’ın takdiri ile yeterli miktarda su indirilmemesi halinde insanların yeterli suyu depolayıp muhafaza edemeyeceğine işaret edilmektedir.



 
96
Ay'ın Parlak ve Nurlu Kılınması / Ay'ın Parlak ve Nurlu Kılınması
« Son İleti Gönderen: T.Taşpınar Eylül 23, 2010, 07:18:44 ÖS »

AYIN PARLAK VE NURLU KILINMASI

71(Nuh)/16 Onların içinde ayı bir nur kılmış, güneşi de bir lamba yapmıştır.

25(Furkan)/61 Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.

10(Yunus)/5 Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona birtakım menziller takdir eden O'dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme ayetlerini açıklamaktadır.

Kuran’da Ay ile ilgili ayetlerde birçok kez Ay’ın nurlu ve parlak olması vurgulanmıştır. Peki, bu kadar çok bu özelliklerine değinilmesindeki hikmet ne olabilir? Yoksa Ay’ın yüzeyi camdan ya da kristallerden mi oluşmaktadır ki, sürekli onun parlak ve nurlu kılındığından bahsediliyor? Ay toprağı kehribar rengindedir ve içinde ‘’cam kürecikler’’ bulunur Bunların meteorların Ay yüzeyine düşmesiyle oluştukları sanılmaktadır.’’
http://www.e-okul.biz/ayin-yapisi-ve-hareketleri-t1808.html?s=ba5d7e4f02d7cbc388bb06203931ec6d&

‘’Ay toprağı çeşitli enteresan şekillerdeki ‘’cam parçacıkları ve kristallerin’’ karışımı olup, içerisinde küçük demir meteor parçacıkları da bulunmaktadır.’’  Ercin KASAPOĞLU Pennsylvania Üniversitesi, A.B,D.
http://www.mta.gov.tr/mta_web/kutuphane/mtadergi/74_11.pdf

Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme ayetlerini açıklamaktadır.
15 (Yunus Suresi)/5



97
Gökteki Burçlar / Gökteki Burçlar
« Son İleti Gönderen: T.Taşpınar Eylül 23, 2010, 07:13:54 ÖS »

GÖKTEKİ BURÇLAR

Burçlara sahip gökyüzüne  85 (Buruc)/1

Gökte burçları var eden, onların içinde bir lamba (güneş) ve nurlu bir Ay barındıran Allah, çok yücedir. 25 (Furkan)/61

Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik. 15 (Hicr)/16


Ayetlerdeki “Buruc” İle Modern Astronominin Bulgularındaki Uyum

“Buruc”, bilindiği gibi "burc"un çoğuludur. Burc, aslında "görünen şey" demek olup daha sonraları her bakanın gözüne çarpacak şekilde görünen yüksek köşk = kasr-ı âlî manasında hakikat olmuştur. Şehir surlarının, kalelerin yüksek yerlerine de aynı şekilde burc denilmiştir.

Bunlara benzetme yoluyla veya "görünme" manasıyla gökteki yıldızlara veya büyüklerine veya bazı yıldızların bir araya gelmesinden ortaya çıkan görüntülere de burc denilmiş ve özellikle, bildiğimiz oniki burçta yani Koç, Öküz(Boğa), İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, vs. burçlarında hakikat olmuştur. Onun için astronomi ve yıldız ıstılahında burç deyimi altısı kuzeyde ve altısı güneyde olan bu onikisi için kullanılmış, diğerlerinde ise "suret" tabiri kullanılmıştır.

Gökte bu oniki burcun bulunduğu sahaya "mıntıkatu'l-buruc" yani burçlar kuşağı (Zodyak) ismi verilir.”
(Elmalılı Tefsiri) http://www.kuranikerim.com/telmalili/buruc.htm

Zodyak Burçlar Kuşağı: Zodyak, ekliptiğin iki yanında, aşağı yukarı 18 derece genişliğinde, içinde Güneş'in ve gezegenlerin döndüğü bir gök kubbe kuşağıdır. Ekliptik, Dünya’dan bakan birinin gözüktüğü şekliyle Güneş'in Yeryüzü çevresinde bir yılda çizdiği görünür yörüngesidir.


Halk arasında, zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takımyıldıza ortak olarak “burçlar” adı verilmiştir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da bilinmektedir.   
http://www.turkansiklopedi.com/kultur/160-burclar-ve-astroloji/16295-takimyildiz.html

Yukarıdaki bilgi ve grafiklerden anlaşılacağı üzere, “buruc” kelimesi burc kelimesinin çoğulu olarak burçları ifade etmektedir. Burçları, günümüz dillerindeki kullanımda ve hatta antik dönemlerde bile, tamamını çoğul olarak ifade etmek için kullanılan kavram ise “Zodyak”tır. Yukarıda verilen Kuran ayetlerinde geçen “buruc” kavramının yerine “Zodyak”ı koyduğumuzda, modern astronomi biliminin bulgularıyla çok ilginç bir şekilde uyuşan durumlar ortaya çıkmaktadır. Zodyakın en önemli ve temel özellikleri, yıldız gruplarından oluşması ve bir halka (çember) şeklinde olmasıdır. Ayrıca yukarıdaki eski çağlarda astrolojiyle uğraşanları simgeleyen resimde de Zodyak, yıldızlardan oluşan bir halka şeklinde tasvir edilmiştir. Bunun yanında en geçerli tefsir kaynaklarından biri olarak kabul edilen Elmalılı Tefsirinde de “buruc” kavramının burçlar kuşağı Zodyakı ifade ettiği belirtilmiştir. Ayetlerdeki burçları ifade eden buruc kavramının yerine bu temel özellikleri koyarsak söz konusu ayetleri şu şekilde de anlamlandırabiliriz:

Buruc 1. ayet: Halka şeklindeki yıldız gruplarına (takımyıldızlar) sahip gökyüzüne…

Şimdi, inceleyeceğimiz konu, mutlak anlamda Kuran mucizesi ortaya koyduğu iddiasında olan bir husus olmayabilir. Ancak, Kuran-ı Kerim’deki anlatımlarla bilimsel bulguların yani gerçeklerin nasıl birebir örtüştüğünü ortaya koymaktadır.

Şu halde denilebilir ki; burucun Zodyaktan dolayı halka şeklini almış yıldız grupları şekilde açıklanması normaldir. Zodyak da zaten varsayımsal ve hayali bir kuşaktır, göklerde yani, Dünya’yı çevreleyen uzayda yıldızlardan oluşan halka şeklini almış yapılar var mıdır ki Kuran ile bilim arasındaki uyumdan bahsedilebilsin?!

Peki; ya varsa?.. Gould Kuşağı: Galaksi düzlemine ~20 derece eğimli, Orion ile Scorpius takımyıldızları arasında bulunan çok parlak yıldızların oluşturduğu bir bant   
http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/galaxy/galaktikcevre.pdf

Güneşin galaksi içindeki hareketi geçen birkaç milyon yıl içerisinde düşük yoğunluklu yıldızlararası ortama sahip Gould Kuşağı içinde yolculuk ettiğini göstermektedir.   
http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/populer/cevre/cevresi.htm

Gould Kemerinin kaynağı konusunda teoriler bulunmaktadır bu teorilerden birine göre asıl hikâye bundan milyarlarca yıl önce başlıyor. (Comeron & Torra 1994, AA, 281, 35).

Gökadalar arası uzay boşluğunda başıboş ilerleyen yüksek enleme sahip devasa bir HI gaz ve toz bulutu gözüne kestirdiği gökadamızın sarmal kollarından birisine 50 milyon yıl önce bindirmesi sonucu çarpışma bölgesindeki sarmal kol üzerindeki gaz sıkışmaya başlıyor ve kompozisyonları, kinematikleri hatta yaşları bile aynı olan ve her bakımdan gökada yıldız popülasyonundan çok farklı binlerce parlak sıcak yıldız kaynamakta olan su üzerindeki kabarcıklar gibi filizlenmeye başlıyor.

Günümüzde Gould’un kemeri kabaca 2000 IY çapında ve birçok OB yıldız birliği, X-ışını yayan genç düşük kütleli yıldızlar, yıldızlararası moleküler gaz ve tozdan oluşan 1 – 2 milyon güneş kütlesinde ve sürekli genişleyen elipsvari bir halkadır. Güneş sistemimizin gökada sarmal kolları üzerindeki yolculuğu sayesinde şans eseri bu ilginç yapının merkezine yakın bir bölgeden geçiş yapmaktadır.

Gould’un tanımlamasında parlak yıldızlardan oluşan devasa bir çemberin gökyüzünde bir bant oluşturduğunu ve Samanyolu ile Güney Haçı bölgesinde kesişerek tüm mevsimler boyunca belirgin olduğunu bildirmiştir.

Gould’un kemeri gökyüzünde birçok takımyıldız içinden geçmektedir. Gökadamız Samanyolu’nun sarmal kollarının bulunduğu galaktik düzlem ile yaptığı yaklaşık olarak 20 derecelik eğiklik sayesinde gökyüzünde Argo, Pupa, Erboğa, Kurt, Yay, Akrep, Kraliçe, Sefe, Çalgı, Yılancı, Orion, Boğa, Büyük köpek, gibi takımyıldızlara adeta parlak mavi beyaz ve kırmızı süperdev hazineleri ile can vermektedir. Gould’un kemeri olmasaydı, Yay ve Akrep takımyıldızlarındaki birçok yıldız gökadanın karanlık ve tozlu bölgelerinde arka planda sönümlenmiş biçimde görülecek ve ne muhteşem kırmızı dev Antares ne de büyüleyici Akrep-Erboğa (Sco-Cen) yıldız birliği biz gökyüzü tutkunlarının teleskoplarına renkli ziyafetlerini sunmayacaktı.
2003 yılında Paris Üniversitesinden Christophe A. Perrot ve Isabelle A. Grenier’in çalışmalarında Gould’un kemerinin 2400’e 1500 Iy genişlikte yayılan bir elips halka olduğunu ve güneşimizin de bu halkanın merkezinden hafifçe uzakta bulunduğunu belirtmişlerdir.
http://www.gokbilim.com/forum/viewtopic.php?f=2&t=3397

Özellikle şu ayete dikkat çekilmelidir;

Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik.
15(Hicr: 16)

Bu ayetteki ifadeye göre yukarıda bahsi geçen şu bilgileri tekrar değerlendirelim:“Gould’un kemeri olmasaydı, Yay ve Akrep takımyıldızlarındaki birçok yıldız gökadanın karanlık ve tozlu bölgelerinde arka planda sönümlenmiş biçimde görülecek ve ne muhteşem kırmızı dev Antares nede büyüleyici Akrep-Erboğa (Sco-Cen) yıldız birliği biz gökyüzü tutkunlarının teleskoplarına renkli ziyafetlerini sunmayacaktı.”
Şimdi de şu ayete ve yukarıda bahsi geçen bilgilere Kuran’ın anlatımları ve bilim arasındaki uyum açısından tekrar bakalım.

Furkan 61: Gökte burçları var eden, onların içinde bir lamba (Güneş) ve nurlu bir Ay barındıran Allah, çok yücedir.

“2003 yılında Paris Üniversitesinden Christophe A. Perrot ve Isabelle A. Grenier’in çalışmalarında Gould’un kemerinin 2400’e 1500 Iy (ışık yılı) genişlikte yayılan bir elips halka olduğunu ve güneşimizin de bu halkanın merkezinden hafifçe uzakta bulunduğunu belirtmişlerdir.”

Dünya Göğünün Kandillerle Donatılması ve Gould Kuşağı:

Mülk Suresi 5.ayet ve Fussilet Suresi 12.ayette bahsedilen “Dünya göğünün kandillerle donatılması” olayı ile bu bölümde açıklanan Gould Kuşağı’nın oluşum ve özellikleri dikkate alındığında, yine yukarıda açıklanan durumlara benzeyen ilginç bir uyum göze çarpmaktadır. Daha önceki bazı bölümlerde de bahsedildiği üzere, Dünya göğünün kandillerle donatıldığından bahsedilmesi için öncelikle Dünya’nın hâlihazırda var olması gerekliliğini ve ancak bu şekilde Dünya’nın göğünden bahsedilmesinin mümkün olabileceği doğal olarak akla gelmektedir. Sonuç olarak Dünya daha önce oluşmuşken, çok yoğun bir yıldız oluşumu meydana gelmiş olmalıdır. Bundan, Dünya çevresinde başka hiçbir yıldızın bulunmadığı sonucunu çıkarmamalıyız. Ancak, ayetlerde geçen “donatılma, süslenme” gibi bir olayın gerçekleşebilmesi için var olanlara ek olarak çok yoğun bir yıldız oluşumunun Dünya çevresinde gerçekleşmiş olması gerekir. Yukarıdaki Gould Kuşağı (Gould Kemeri) ile ilgili açıklamalarda da bu durumu doğrulayan bilgiler verilmiştir. Özellikle de yoğun yıldızlardan oluşan Gould Kuşağının, bir gaz ve toz bulutunun galaksimizin sarmal kollarından biriyle 50 milyon yıl kadar önce çarpışması yoluyla oluşmuş olması çok önemli bir bilgidir. Dikkat edilirse, bu olayın 50 milyon yıl önce gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Dünyamızın yaşının yaklaşık 4,5 milyar yıl olduğu göz önüne alındığında, bahsedilen kandillerle (yıldızlarla) donatılma olayının Dünya’nın oluşumundan çok sonra gerçekleştiği hemen fark edilebilir.



98
Göklerdeki Rızıklar / Uzayda Su / Göklerdeki Rızıklar / Uzayda Su
« Son İleti Gönderen: T.Taşpınar Eylül 23, 2010, 06:17:21 ÖS »
GÖKLERDEKİ RIZIKLAR

Rızkınızla size vaadolunan şey göktedir.
51(Zariyat)/ 22

De ki: "Size göklerden ve yerden rızık veren kimdir?"
4(Sebe)/24

Size ayetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indiren O'dur.
40(Mü’min)/13
 
Bu ayetlerde rızıkların yağmur ve Güneş ışığından daha geniş bir kapsamı olan gıdaların asıl kaynağının gökler olduğu belirtilmektedir. 120 çeşit molekül ve su içeren ''molekül bulutları'' ile göktaşları ve kuyruklu yıldızlar bu gıdaların dünyaya taşınmasında önemli rol oynamış olabilirler. Ayrıca şu kaynaktaki bilgilere de ayetlerin ne anlam ifade ettiği hakkında bir fikir verebilmektedir. Bilindiği üzere planktonlar okyanuslardaki besin zincirinin temellerinden birini oluşturmaktadır.

Uzay kaynaklı tozlar, okyanuslarda zincirleme olayları başlatabilecek çok miktarda demir içeriyor. Demirin bir kilosu, plankton miktarında birkaç tonluk artışa neden olabiliyor.
(Atlas Dergisi SELCEN PİRGE / Temmuz 2007, sayı 172



UZAYDA SU

Gökten belli ölçüde bir su indirdik de onu yeryüzünde durdurduk. Elbette ki biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz.
23(Mü’minun)/18

Suyun Göklerden İndirilmesi:

Özellikle bu ayetteki ''su'' ve diğer birçok ayetteki su kelimesi bugüne kadar hep ''yağmur'' olarak düşünülmüştür. Ancak bu ayetteki suyun yeryüzünde durdurulması yağmur suyunun toprağın üzerinde durması anlamında düşünüldüğünde pek de mantıklı görünmemektedir. Çünkü toprağa veya herhangi bir yere düşen yağmur suyu orada kalıcı olamaz; ya buharlaşarak gökyüzüne çıkar ya da toprağın altına süzülür. Ayrıca, eğer Dünya Güneş’e biraz daha yakın olsaydı gökten inen su sürekli ancak buhar halinde kalabilecek ya da Güneş’e biraz daha uzak olsaydı sürekli buz halinde olacaktı. Suyun yeryüzünde tutulması ve onu gidermeye kadir olunmasının anlamı bu şekilde düşünüldüğünde daha net ortaya konmaktadır. Birçok ayette yağmurdan ayrıca bahsedilmekte iken, bazı ayetlerde ise yağmur yerine gökten indirilen sudan bahsedilmektedir. Ayetlerde kastedilen yağmur olduğunda bu açıkça yağmur olarak belirtilmektedir. Örneğin Nur suresi 43. ayette yağmuru oluşturan bulutlardan ve bunlardan yağan yağmurdan söz edilir. Bu surede yağmur su olarak değil, Arapçadaki yağmur anlamına gelen “el vedka’’ kelimesiyle geçmektedir. Bununla birlikte ancak gökten indirilen suyun Dünya dışından, yani uzaydan gelmiş olabileceği düşünüldüğünde ise ayetin anlamı daha net olabilmektedir. Dış uzaydan molekül bulutlarından ya da buz halinde su içeren kuyruklu yıldızlar yoluyla Dünya’mıza taşınmış olabileceğine dair güçlü bilimsel verilere ulaşılmıştır.

O (Rabb) ki yeri, sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı.
2(Bakara)/ 22

Gökten mübarek bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      50 (Kaf)/9

O, gökten bir ölçü ile su indirdi. Biz onunla ölü bir ülkeyi dirilttik...
43(Zuhruf)/ 11

Şimdi bilimsel kaynaklardan tespit ettiğimiz şu alıntılara dikkat edelim.

Uzayda Su

Su, yalnızca gezegenimize ve Güneş sistemine özgü bir molekül değil, çok daha uzaklarda, uzayın derinliklerinde de su vardır.

Hidrojen, Evren’de en çok bulunan bir element'tir. Oksijen ise yıldızlarda oluşuyor ve süpernova patlamaları ile Evren'in her yanına saçılıyor. Bu iki element, yıldız oluşturan bulutsularda bir araya geliyor ve önemli miktarda su oluşturuyorlar. Zamanla bulutsular yoğunlaşarak gezegenlere, kuyrukluyıldızlara ya da başka gökcisimlerine dönüşüyorlar.

Su Kaynağı “ORİON BULUTSUSU”

Gökbilimciler, bir yıldız fabrikası olan Orion Bulutsusunun, her 24 saatte bir, Dünya'nın okyanuslarını dolduracak miktarda su oluşturduğunu keşfettiler. Gökadamızda, bu tür bulutsuların sayısının milyonlarca olduğu düşünülüyor. Bu bulutsular, durmadan su oluşturuyorlar. Radyo gökbilimciler, gökadamız Samanyolu dışındaki bazı gökadalarda da suyun izlerini gözlediler.

Uzayın Derinliklerinde Su

1996'da, astronomlar, uzayın derinliklerinde su buldu. Astronomlar uzun süredir, 'suyun yıldızların ve gezegenleri oluşumunda' önemli bir rol oynadığını düşünüyorlar. Avrupa Uzay Ajansı'nın Kızılötesi Astronomi Uydusu'nun fırlatılması, ilk kez, 2600 ışık yılı uzakta bulunan Cygnus takımyıldızının karbonca zengin nebulası, suyun varlığının kanıtlanması için, astronomlara olanak sağladı. Nebula, yıldızlar arası karışık gaz yığını ve gezegenlerin oluştuğu yer olarak düşünülen toz bulutsusu (kümesi). Bu araç, ayrıca dev yıldız Hydra'daki su buharını ortaya çıkardı. O zamandan beri, astronomlar çeşitli diğer kaynaklarda suyu gözlemleyebildiler.

Yeryüzünün Suyu Nebulalardan mı?

Yeni bir radyo teleskopu, yıldızlar arasındaki çok büyük gaz ve toz bulutlarında su buldu. Bulutlu atmosferin 400 mil üzerindeki yörüngede dolaşan The Submilimeter Wave Astronomy Satellite (SWAS), astronomlara, uzaydaki suyun ilk net görüntüsünü verdi.

Yıldızlar arası toz bulutları, ömürlerini tamamlamış ve patlamış olan eski nesil yıldızların küllerini içerir. Bunlar aynı zamanda yeni nesil yıldız ve gezegenlerin kaynağını teşkil eder.
Astronomlar, yeryüzündeki suyun bir kısmının, yıldızlararası toz bulutlarındaki sudan gelmiş olabileceğine inanıyor.  (Dr. Bahri Güldoğan )
http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/hayatioz_su/su4.asp

Dünya’ya Su Nereden Geldi?

Yaklaşık olarak yeryüzünün %71'i okyanuslarla çevrilidir. Dünya'daki suyun toplam hacmi; 1.398.898.300 km³'tür. Buna buzullar, nehirler, göller, yeryüzü suları ve atmosferik su da dâhildir.
Suyun oluşumu, Dünya'nın oluşum ve değişim sürecine yakından bağlıdır. Ancak, Dünya'nın ve suyun bu oluşum süreciyle ilgili farklı görüşler bulunmaktadır.

Bilinen genel görüş, Dünya'nın başlangıcında suyun iki temel etkenle ortaya çıktığı şeklindedir. Birincisi, yanardağlardan fışkıran gazlarla birlikte su buharının da çıkması ve bu su buharının bulutları, ardından da yağmurları oluşturmasıdır. İkincisi ise buzullardan oluşan küçük kuyrukluyıldızların ve donmuş asteroitlerin Dünya'ya çarpmalarıdır. O başlangıç aşamasından bugüne kadar ise su, 'devri daim' yaparak Dünya'da dolaşmaktadır.
  
Yeni Kuram; Suyun Kaynağı Kuyruklu Yıldızlar
 
Yeni teorilerden biri, Dünya'nın başlangıçta, belki de hiç su içermediği ve belki de suyun tümünü kuyrukluyıldızlar ve sulu asteroitlerden almış olabileceği tezidir. Bu kuyrukluyıldızların kaynağı ise Neptün yakınlarındaki Kuiper Kuşağı ve Oort Bulutları bölgesidir. Bu bölge, Güneş Sistemi'nin soğuk, uzak bölgelerini çevreleyen ve trilyonlarca kilometre uzaklıktaki bir kuyrukluyıldızlar kuşağı yahut kuyruklu yıldız kümesidir.
 
Burada bulunan gökcisimleri, birer kirli kartopunu andırıyorlar. Kuyrukluyıldızların kaynağı olan bu cisimler, taş ve toz parçalarının yanı sıra, katı hale gelmiş metan, amonyak gibi molekülleri ve önemli ölçüde su buzu içeriyorlar.

NASA Verileri Kuramı Destekliyor

1986'da, Halley kuyruklu yıldızının, su buharından oluşmuş atmosferindeki D (Döteryum) / H (Hidrojen)  oranını ölçme olanağı elde edilmiştir. Kuyrukluyıldızın atmosferinin ortasından geçen Giotto uzay sondasına yerleştirilmiş olan kütle spektrometresi ile D/H oranının, 1/10.000 dolayında olduğunu kestirilebilmiştir. Bu ise Dünya atmosferindeki orana oldukça yakın bir değerdir.

1997'de NASA'nın ortaya attığı uydu verileri, Frank'ın görüşünü destekler nitelikteydi. Veriler, Atmosfer'in üst kısımlarında, o zamana kadar geçerli olan kuramların öngördüğünden çok daha fazla su olduğunu ortaya koymuştu. Bunun akla en uygun açıklaması ise atmosfere sürekli giren buz yüklü kuyruklu yıldızlardan kaynaklanan su buharı olabilirdi.

NASA'nın gözlediği ve 2000 yılının Temmuz ayında, Güneş'e yaklaşırken parçalanan LİNEAR kuyrukluyıldızı, bu yeni suyun kuyruklu yıldızlardan geldiği kuramına büyük destek sağlayan ilk örnek olmuştur. Çünkü bu kuyrukluyıldız, Dünya'daki suyla aynı izotopik bileşime sahip olduğu ifade edilen ilk kuyrukluyıldızdı. Taşıdığı su miktarı, 3,6 milyon ton olarak hesaplanan ve yaklaşık 1 kilometre çapındaki LİNEAR, kendi türünden kuyrukluyıldızların taşıyabileceği su miktarını göstermesi bakımından bir ilkti…

Son görüntülerin, parazit olasılığını ortadan kaldıran bir teknik kullanılarak, yeryüzünden, optik bir teleskopla alınmış olması, kuramı güçlendirici bir nokta olarak değerlendiriliyor.
 http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/hayatioz_su/su3.asp

Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız.
15 (Hicr)/22

Bu ayette de gökten su indirilmesinde rüzgârların etkisinden bahsediliyor. Bazı bilimsel kaynaklarda da ''güneş rüzgârı''nın kuyruklu yıldızlardan suyun ayrılmasındaki rolü açıklanmaktadır.

Güneşin korona tabakasından gezegenler arası ortama yayılan elektrik yüklü taneciklerin oluşturduğu etkiye Güneş Rüzgârı adı verilmektedir. Güneşe yaklaşan kuyruklu yıldızların kuyrukları bu rüzgârın etkisi ile güneşe ters yönde uzanırlar. Güneş Rüzgârı, proton, elektron ve %5 kadar helyum çekirdeği ile az miktarda daha ağır atomlardan oluşmuştur.
http://www.uydukurdu.com/forum/showthread.php/evren_astronomi_ve_uzay-82789.html?s=e7f811e484a799abfe624c911c45674e&

http://www.fenforum.gen.tr/evren-astronomi-ve-t2106/index.html?s=42db869f69668c7d1cb3411e01b5bcb9&p=5682

Kuyruklu yıldızlar üç bölümden meydana gelir; çekirdek, saç ve kuyruk. Çekirdeğin büyüklüğü çok değişiktir… Çekirdeğin yapısında daha çok su buzu ve kaya gibi katı maddelerle hidrojen, karbon, azot ve oksijen gibi hafif maddeler bulunur. Kuyruklu yıldız, Güneş’e yaklaşırken sıcaklık tesiriyle çekirdekteki bu maddelerin bir kısmı katı durumundan gaz durumuna geçer ve çekirdek etrafında kuyruklu yıldızın saçı adı verilen, çok az yoğunlukta bir çeşit atmosfer meydana gelir. Güneş ışığının ve Güneş rüzgârının tesiriyle bu atmosferden ayrılan gaz ve toz partikülleri, Güneş’in aksi istikametinde çekirdekten uzaklaşırlar. İşte kuyruklu yıldızın kuyruğu dediğimiz şey, çekirdekten kopan bu parçacıklardır.

Görüldüğü gibi, dünya atmosferindeki bildiğimiz rüzgârın yerini Güneş rüzgârları almış ama ayetin anlamındaki bütünlük ve gerçeklik bozulmamıştır.

68. İçtiğiniz suya baktınız mı?  
69.  Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
                  56(Vakıa)/68,69

Kısaca hatırlatmak gerekirse, Oort Bulutu, kuyruklu yıldız deposu olarak adlandırılabilecek bir oluşumdur. Oradaki cisimlerden biri tedirginliğe uğrayacak olursa, içeriye, yani Güneş’e doğru düşmeye başlayacaktır. Daha sonra başına çok çeşitli şeyler gelebilir. Güneş’in etrafında bir tur atıp binlerce veya milyonlarca yıl tekrar görünmemek üzere Oort Bulutu’na geri dönebilir.''
http://www.ido-forum.org/uzay-astronomi/142736-gezegenlerin-otesinde.html

Kuyruklu Yıldız Bulutu (Kümesi)
                                                      Güneş Sistemi'nin oluşumuyla ilgili kuramlara göre, bu kuyruklu yıldızlar da, Güneş ve gezegenlerin içinde oluştuğu gaz ve toz bulutundan ortaya çıkmışlardır. Daha sonra Jüpiter ve Neptün gibi dev gaz gezegenlerinin, bugün bulunduğu soğuk bölgelerde toplanmışlardı. Ancak gaz devlerinin kütle çekim etkisi, bunları Güneş Sistemi'nin dışına; kimini Oort Bulutu'na, kimini de yıldızlararası boşluğa fırlatmıştı. Oort Bulutu, geçmekte olan bir yıldızın kütle çekim etkisi gibi etkilerle hareketlenerek, bazı kuyrukluyıldızlarını yeniden Güneş Sistemi'nin iç kısımlarına doğru püskürtüyordu.
http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/hayatioz_su/su3.asp

Dünya’daki atmosferde oluşan rüzgârların yerine Güneş rüzgârlarını, atmosferdeki bulutların yerine ise Dünya dışındaki gaz ve toz bulutlarını ele alırsak, Yerküre’ye su taşıyan kuyruklu yıldızların asıl kaynakları bu bulutlar (Oort Bulutu gibi) olduğunu ve ayetlerin neyi ifade ettiğini daha iyi anlamış oluruz.
Ayrıca Vakıa suresi 68. ayette ‘’İçtiğiniz suya baktınız mı?’’ diye sorulması ile yukarıda da belirtildiği gibi NASA'nın gözlediği ve 2000 yılının Temmuz’unda ortaya çıkan yeni bir bilgiyle tam bir uyum sağladığını görebiliriz.

“Güneş'e yaklaşırken parçalanan LİNEAR kuyrukluyıldızı, bu yeni 'suyun kuyruklu yıldızlardan geldiği kuramına büyük destek sağlayan ilk örnek olmuştur. Çünkü bu kuyruklu yıldız, Dünya'daki suyla aynı izotopik bileşime sahip olduğu ifade edilen ilk kuyruklu yıldızdı.’’

Yani, içtiğimiz suyu incelediğimizde izotopik bileşiminin kuyruklu yıldızın geldiği buluttaki  (Oort Bulutu’ndaki) suyla aynı olduğunu görebileceğiz anlamı çıkmaktadır. Vakıa Suresi 69. ayette de buluttan indirilmesinden bahsedilmesi bu durumu destekliyor. Tabii ki bu anlamlar, ayetlerin ilk algılanabilen anlamlarının, yani bildiğimiz buluttan yağmur suyunun indirilmesi ile uzaydaki bulutumsu cisimlerden Dünya’ya gelen su olarak da algılanabilecektir. Ayrıca Kuran’da bahsi geçen Nuh Tufanı’nın ne şekilde gerçekleşebilmiş olabileceği konusunda da kuyruklu yıldızlarla taşınan suyun etkili olabileceği şu ayetlerle işaret edilmektedir.
 
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

54(Kamer)/11, 12




GÖKTEKİ DAĞLARDAN İNEN DOLU (BUZ KÜTLELERİ)

Görmez misin ki Allah bir takım bulutları (çıkarıp) sürüyor; sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten, oradaki dağlardan (dağlar büyüklüğünde bulutlardan) dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; (bu bulutların) şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır!
24(Nur)/43

Yukarıdaki ayette geçen “gökten, oradaki dağlardan” benzetmesi çok ilginç bir anlatımdır. Bu benzetim aynı zamanda önemli bir gerçeğin de ifadesini içermektedir. Gökte yani uzayda gerçekten de dağlar kadar büyük ve tam da dağları andıran kütleler dolaşır. Bunlar kuyruklu yıldızlardır. Bu kuyruklu yıldızlar büyük oranda buzdan oluşurlar. Ayette bahsedilen dolu da zaten buz kütlelerinden oluşur. Bu dağlar gibi buz kütleleri zaman zaman Dünyamıza da isabet edebilmektedirler.

Bir kuyruklu yıldız, kirli buz, toz ve gazdan oluşur.
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=1&soru_id=483

Kuyruklu yıldızlar aslında 10-100 km. çapında buz ve kaya karışımı cisimlerdir. Bu buz ve kaya karışımı çekirdek, Güneşe yaklaştıkça üzerinden buharlaşan su, arkasında bir iz bırakmasına ve bu yüzden kuyrukluyıldız olarak adlandırılmasına sebep olmuştur.

Kuyruklu yıldızlar genel olarak 5-20 km çaplı, su, amonyak ve metan buzu ile toz (silisyum) karışımından oluşmuş kirli kartopu görünümündedirler. Bu ana parçaya "çekirdek" adı verilmektedir. Bu cisim Güneş'e yaklaştıkça, Güneş'in ısı etkisi altında buzları erimeye ve buharlaşmaya başlar. Buharlaşma sonucu serbest kalan toz ve gaz parçacıkları çekirdeğin etrafında yoğun ve parlak bir bulut oluşturur. Bu buluta kuyrukluyıldızın "saç" bölgesi denmektedir. Kuyrukluyıldız Güneş'e daha da yaklaşınca bu sefer Güneş'in ışınım basıncı etkisi sonucu saç bölgesindeki toz ve gaz, çekirdeğin peşi sıra bir kuyruk oluşturur. Bu kuyruk oluşum nedeni gereği her zaman Güneş'in aksi yönünde uzanır. Böylece çekirdek Güneş'e yaklaştıkça daha büyük boyutlu bir kuyruk oluşturur ve kuyrukluyıldız çıplak gözle dahi görülebilir hale gelebilir.
http://www.fiziksemineri.com/astronomi/kuyyil.html

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Amatör Astronomi Topluluğu üyesi Tunç Tezel, Perse göktaşlarının, 'Swift-Tuttle' kuyrukluyıldızından arta kalan döküntülerden oluştuğunu belirtti. Toz ve buz atıklarının 'yıldız kayması'na benzediğini söyleyen Tezel şöyle dedi:…

...Swift-Tuttle kuyrukluyıldızının yörüngesi Dünya'nın yörüngesiyle neredeyse çakışıyor, ama Dünya'ya çarpması gibi bir olasılığın bulunmadığı hesaplanıyor. Kuyrukluyıldız toz ve buz atıklarını arkasında bırakırken, bunlar yörüngesi boyunca dağılıyor. Toz ve buz atıkları her ağustos ayında atmosfere giriyor, 'kayan yıldız' gibi görünüyor."
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=45059

Danimarkalı araştırmacılar, 1908 yılında Sibirya üzerinde meydana gelen ve 500 hektar ormanı yok eden patlamaya, Dünya yakınlarından geçen bir kuyruklu yıldızdan kopan büyük bir parçanın yol açmış olabileceğini açıkladılar.

Araştırmacılara göre "Tunguska Olayı" 1-10 milyon ton ağırlığında bir buz kütlesinin orman üzerinde patlamasıyla meydana gelmiş. Rasmussen, buz kütlesinin, her 3,3 yılda bir Dünya’nın yanından geçen Encke Kuyrukluyıldızı’ndan koptuğu görüşünde.
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/cevre/2000-01-14.pdf
 

Tunguska olayı, 30 Haziran 1908 günü sabah saat yaklaşık 7:45 sularında Sibirya'nın orta kesimlerindeki Podkamennaya Tunguska Irmağı yakınlarında oluşan büyük gök patlamasının adıdır.

Patlama 10-15 bin tonluk bir dinamit kütlesinin patlamasına eşdeğerdi. Kesin olmayan verilere göre patlamanın nedeninin, bir kuyrukluyıldız parçasının ya da meteorun Yer'e çarpması olduğu sanılmaktadır. Cismin atmosfere yaklaşık 100.000 km/h hızla girdiği ve ağırlığının 100.000 ile 1.000.000 ton arasında olduğu varsayılmaktadır.

Patlama bölgesi ilk olarak Rus bilim adamı Leonid Alekseyeviç Kulik tarafından 1927-1930 yılları arasında incelendi. Olayı uzaktan gözleyenler önce bir ateş topu gördüklerini ve ardından yer sarsıntısıyla birlikte, güçlü sıcak rüzgârların oluştuğunu söylediler. Avrupa'daki sismograflar, patlamanın neden olduğu sismik dalgaları saptadılar. Patlamanın alevleri yaklaşık 800 km uzaktan görülmüştü. Cisim atmosferde buharlaştığından çevreye çeşitli gazlar yayılmış ve olaydan belli bir süre sonra bile Sibirya ve Avrupa'da geceleri gökyüzünün parlak bir renk almasına neden olmuştur.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tunguska_olay%C4%B1

Yukarıdaki bilgilerde, ayette geçen “şimşeğinin parıltısı gözleri alır” ifadesini destekleyen kısımlar vardır. Tunguska olayında oluşan patlamanın çok güçlü olması, alevlerinin yüzlerce kilometre uzaklıktan görülebilmesi ve uzun bir süre gökyüzünün parlak bir renk alması güçlü bir ışımanın belirtileridir. Üstelik ayette “Allah onu dilediğine isabet ettirir dilediğinde uzak tutar” denilmesi bunun çok etkili bir olay olduğunun değişik bir tarzda ifadesidir.



99
DÜNYA’NIN YUVARLAKLIĞINA VE EVRENDEKİ DÖNGÜSEL HAREKETLERE
KURAN’DAN İŞARETLER

Dünya’nın yuvarlaklığına ve hatta geoit şekline işaret olarak değerlendirilebilen bazı ayetler vardır. Ancak, bu başlık altında genel olarak bilinen bu ayetler dışında şimdiye kadar bu şekilde değerlendirilmediğini düşündüğümüz bir ayetten bahsedeceğiz.

Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.
67(Mülk)/15

Dikkat ederseniz ayette yeryüzü yani Dünya kişileştirilmiş ve boyun eğmiş bir halde duran, omuzlarına binilebilen bir canlı varlık olarak tasvir edilmiştir. Dünyamız da kendine özgü olan geoit şekli yani kabaca küre olarak tanımlanabilecek şekli dolayısıyla boyun eğmiş vaziyette bulunan bir insana benzetilebilir. Özellikle de yeryüzünün ‘omuzlarında’ yürünmesinden bahsedilmesi bu benzetimi güçlendirmektedir. Zira boyun eğerek eğilmiş duran bir insanın en yüksek uçları omuzlarıdır. Yerkürenin de küresel şekli sebebiyle tüm yüzeyi eğimli olduğundan (dağlar tepeler gibi şekilleri göz ardı edersek) yüzeyinin her noktası omuzlar gibi en uç noktalarını oluşturacaktır.
 
Ayette omuzlar kelimesinin karşılığı ‘’menakib” olarak geçmektedir. ’’Yerin menakibi” nedir? Bilindiği gibi menkib, omuz demektir. Ancak görüldüğü gibi ayette "iki omzunda" ifadesi kullanılmayarak "menakib" şeklinde çoğul kipiyle zikredilmiştir. Demek ki yerin omuzları, bildiğimiz binit hayvanlarında olduğu gibi iki omuzdan ibaret değil, çoktur.’’(Elmalılı Tefsiri) Görüldüğü üzere, iki omuz şeklinde değil de ikiden fazla omuzu kapsayacak şekilde omuzlardan söz edilmesi, Yerküre yüzeyinin her noktasının birer omuz gibi ve küresel bir yapıda düşünülmesi gerekir.

Ayrıca, yerin omuzlarında yürüyün sözü, kendi ayaklarımızla yürümenin yanı sıra Yerküreyi bir binek olarak düşünüp bineğin üzerinde ilerleme; mesela binilen bir devenin üzerinde ilerleme gibi anlaşılırsa, bundan “Yerküre’nin uzayda hareket halinde olması’’ ve insanların da onun omuzlarında, yani yüzeyinde ilerlemesi sonucuna da ulaşabiliriz. Ayette ‘’boyun eğen’’ anlamına gelen ‘’zelül’’ kelimesi kullanılmaktadır. Zelül, aynı zamanda ‘’hecin devesi ‘’anlamında da kullanılmaktadır. Bu da yukarıdaki bilgileri destekleyen bir durumdur. Çünkü bu deve türü tek hörgüçlü olup,  hörgücünün binilen üst kısmı şekil itibariyle bir kürenin kesitini andırır.

Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler.
13(Rad)/15

Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir.
16(Nahl)/48

Gölgenin uzayıp kısalması için bir ışık kaynağı ile gölgesi oluşacak olan cismin bulunması ve bunların arasında döngüsel hareketin olması gerekir. Dünyamız gibi Evren’in diğer köşelerinde de ışık saçan yıldızların ve onların çekim alanında bulunan gezegenlerin ya da meteor ve kuyruklu yıldız gibi gökcisimlerinin onların çevresindeki yörüngelerde dönüyor olması gerekir.

Ayrıca ‘’sabah akşam’’ secde edilmesinden söz edilmesi güneşin doğup batması gibi ışığın döngüsel hareketi sonucu kaybolup tekrar ortaya çıkışını düşündürmektedir. Nahl Suresi 48. ayette de ‘’Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı?’’ denilerek yeryüzündeki yaratılan şeylerle sınırlanmaksızın tüm Evren’deki varlıkların gölgelerinin secde eder şekilde uzayıp kısalması ve sağa sola hareket ediyor olması nedeniyle Evren’deki tüm varlıkların durağan olmayıp, sürekli döngüsel hareketlerin olduğuna işaret olarak değerlendirilebilir.

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden, “geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten”; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.
 7 (A’raf )/ 54  

Yukarıdaki ayette geçen, “gündüzün sürekli bir şekilde geceyi kovalaması” ve “gecenin de gündüzü bürüyüp örtmesi” olayı dünyanın şekli ve hareketleri ile ilgili işaretler içermektedir. Uzaydan bakıldığında Yerküre üzerindeki herhangi bir nokta izlenecek olursa, bu noktaya Güneş ışığının ilk ulaştığı anda, bu noktanın bir adım ötesinin, yani batısının karanlıkta olduğunu ve gündüzü oluşturan ışığın sürekli bu karanlığı kovalarcasına izlediğine tanık olunacaktır. İzlenen bu noktanın simetriği kabul edilebilecek karşı noktada ise tersi bir durum söz konusu olacaktır. Yani karanlığın sürekli bir şekilde gündüzü temsil eden ışıklı bölgeleri bürüyüp örttüğüne tanık oluruz. Bu olaylar artık ilköğretim düzeyi bilgiler olarak kabul edilebilecek olan, Dünya’nın yuvarlaklığı ve kendi ekseni etrafında dönüşü gerçeğine ayetlerden işaret olarak kabul edilebilir.

A’raf 54. ayette “kovalayan” olarak gündüzün (ışığın) belirtilmesi ilginçtir. Zira ışık ve karanlık karşılaştırıldığında ışık bir enerjiyi ve hareketi içerir. Evren’de en hızlı hareket ışığın hareketidir. Karanlıkta ise böyle bir hareket çağrışımı ve ifadesi bulunmaz.
 
Güneş’ten gelen ışığın sürekli olarak karanlık bölgenin içine doğru hareketini görürüz. Ayette gecenin karanlığının gündüzü örttüğü belirtilir. Ancak örtme mutlaka bir hareket içermez. Olduğu yerde sabit duran bir şey de pek tabii başka bir şeyin altına girmesi suretiyle örtü olabilir. Işığı oluşturan fotonlar bir bölgeye gelmediğinde o bölgenin orada sabit duran karanlığın altına gireceğini düşünebiliriz.



DÜNYA’NIN UZAYI ÜZERİNE SARMASI

 ‘’Dünya Uzayı Üzerine Sarıyor” İki İtalyan fizikçi, Einstein’ın genel görelilik kuramının kolay gözlenemeyen bir öngörüsünü doğrulayarak Dünya’nın kendi çevresinde dönerken uzay-zaman dokusunu peşinden sürüklediğini gösterdi. Genel göreliliğin çıkarsınmaları, dönen bir kütlenin, tıpkı ağdalı bir zamk içinde döndürülen bir topun zamkı üzerine sarması ya da uykusunda dönüp duran bir kimsenin çarşafı üzerine dolaması gibi, uzay-zaman dokusunu da peşinden sürükleyeceğini söylüyor. …
Uzmanlara göre uzay-zamanın sürüklenme etkisi, bir uydunun yörüngesinde yılda 2 metrelik bir yalpalanmaya yol açarken, kütle dağılımının eşitsizliği nedeniyle meydana gelen yalpa, yılda birkaç bin km.yi buluyor.
Science, 22 Ekim 2004
NASA Basın Bülteni, 21 Ekim 2004 BİLİM veTEKNİK 16 Kasım 2004’’
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/fizik/S-444-16.pdf

Gökleri ve yeri gerçek ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine sarıyor ve gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneş’i ve Ay’ı da emri altına sokmuş ve onların her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. Kesinlikle, O Üstündür, Bağışlayandır.
39 (Zumer)/5

Yukarıdaki bilimsel kaynaktaki bilgilerle, Zumer 5. ayet arasındaki ilişki ilk bakışta bile göze çarpmaktadır. Ayette bahsedilen gece ve gündüz halleri, aslında, Dünya’yı çevreleyen uzaydaki ışık ve ışıksızlık durumuyla belirlenir. Dünyanın bir bölümünün üzerindeki uzay parçası Güneş’ten gelen ışık nedeniyle aydınlanmışsa o bölümde gündüz vaktidir denir. Aksi durumda ise geceden bahsedilir. Eğer bilimsel kaynakta bahsedildiği gibi Dünya, bu gece ve gündüzün asıl kaynağı olan çevresindeki uzayı kendi üzerine sarıyorsa, geceyi ve gündüzü de birbiri üzerine sarıyor demektir. Belki de Güneş ışınları çok küçük sapmalarla bükülerek yeryüzüne ulaştığı için biz bunu fiziksel olarak fark edemiyor olabiliriz.



100
HUBUK -  EVRENDEKİ GRAVİTASYON  (KÜTLE ÇEKİMİ) DALGALARI

Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış göğe andolsun;
51 (Zariyat)/7

Ayetin Arapça aslının Latin harfleriyle yazılışı: “Wes semai zâtil hubuk

Hubuk kelimesi “yollar” demektir.

“Rüzgârların esmesi ile çöllerin kumlarında ve durgun suların üzerinde meydana gelen dalgalara ve örgü yapılmış saçlardaki kıvrımlara da denir.”

"Zatü'l-Hubuk" semaya yemin ederim. "Zatü’l-Hubuk" niteliği, eşsiz bir ifadedir. Bunun manasının ne olduğu hakkında çok şeyler söylenmiştir.

HUBUK: "Habike'nin de, "Hibâk"in de çoğulu olabilir. "Târika" "Turuk" "Misal" "Müsül" gibi.

HABÎKE: Dikkat ve özenle sağlam sanatlı dokunmuş yol, menevişli güzel kumaşa denir.

“HİBAK" da, rüzgâr hoş estiği zaman denizde veya kumda meydana gelen yol kıvrıntılara denir. Saçların çok kıvırcıklığından meydana gelen dalgalanmalara, yani ondülasyona Hubuk denir.
http://www.kuranikerim.com/telmalili/zariyat.htm   
         
“Hubuk” kelimesinin özellikle “dalgalar” olarak anlamlandırılması ilginç ve mucizevî bir durumu göstermektedir. Çünkü en son bilimsel çalışmalarda, Evren’in yani uzayın, gökcisimlerinden kaynaklanan gravitasyon diğer bir deyişle “kütle çekimi dalgaları” ile örülü olduğu ortaya çıkarılmıştır. Özellikle, NASA tarafından yürütülen LISA (Laser Interferometer Space Antenna) programı gravitasyon dalgalarının incelenmesi amacına yönelik bir araştırmadır.
(http://lisa.nasa.gov/index.htm)

Kütle çekim dalgası (gravitasyon dalgaları) nedir? Kendi ekseni etrafında dönen cisimlerin çevrelerinde oluşturdukları dalgaya kütle çekim dalgası denir. Eğer bir cismi kendi ekseni etrafında döndürürseniz, çevresindeki başka cisimleri kendine doğru çektiğini görürsünüz. Kütle çekiminin etkisi, kendi ekseni etrafında dönen cismin dönüş hızına, cismin yoğunluğuna ve cismin büyüklüğüne göre değişir.
http://bigalioglu.blogcu.com/gunesin-ve-gezegenlerin-kutle-cekim-dalgalari_43610791.html

“…dolaylı da olsa gravitasyonel ışıma, Taylor ve Hulse tarafından 1974te gözlendi. Çift yıldızlarda dönme periyodunda (gravitasyonel ışımadan dolayı) azalma olacağı öngörülmekteydi. Taylor ve Hulse, kendilerini 1993 Fizik Nobel Ödülü’ne götürecek olan PSR 1913+16 çift atarcasındaki ölçümleriyle bunu kanıtladılar.
 Gravitasyonel dalgalar, elektromanyetik dalgalar gibi kaynağı oluşturan atom ve elektronların hareketinden dolayı değil, kaynağın bütün halinde (düzgün olmayan) hareketinden doğar. Dolayısıyla gravitasyonel dalgalar, elektromanyetik dalgalardan değişik olarak kaynağın izlerini de taşır. Buna örnek olarak karadeliklerin iyi bir gravitasyonel dalga yayıcı oldukları bilinmektedir. Gökada merkezlerinde kütleleri çok fazla (binlerce güneş kütlesine sahip) olan karadelikler olduğu gibi, gökadalarda dağınık şekilde bulunduğu bilinen pek çok (birkaç güneş kütleli) karadelikler de bulunmaktadır. Gravitasyonel dalga, bu yıldızların değişik özelliklerinin de ortaya çıkarılmasında ve izlenmesinde çok önemli rol oynayacaktır.”

Einstein’ın Gravitasyon Kuramı’nın Önümüzdeki On Yılı
Prof. Dr. Metin Gürses   TÜBA Asli Üyesi
http://www.fen.bilkent.edu.tr/~gurses/gunce3.pdf

Gravitasyonel dalgaların varlığı Einstein tarafından 1918 yılında genel rölativite (görelilik) teorisinin sonucu olarak öngörülmüştür. Gravitasyonel dalgalar, gravitasyonel alanın hareket eden çalkantıları, başka bir deyişle bozucu etkileridir. Işık veya radyo dalgalarına benzer olarak gravitasyonel dalgalarda kaynaktan bilgi ve enerji taşırlar. Gravitasyonel dalgalar malzeme içinden engellenmeden geçebilirler. Gravitasyonel dalgalar doğrudan gözlemlenmemesine rağmen teorik olarak saptanabilir. Çünkü gravitasyonel dalgalar hareketleri boyunca uzayı gerer ve sıkıştırırlar.
http://johnstodderinexile.wordpress.com/category/science/


Pulsarların neşrettiği sinyaller kâinat doğumunun ilk sancılarını çektiği sıralarda (yaklaşık 10-5 ila 10-30 saniyeler arasında) ortaya çıktığı düşünülen gravitasyonel dalgaların varlığına da bir delil teşkil edebilir. Gravitasyonel dalgalar denizde oluşan dalgalara benzer şekilde kâinat yaratıldığından beri kâinatta oluşup duran "feza-zaman bozulmaları olarak da tarif edilmektedir. Bu dalgaları pulsarların sinyallerinde de tespit etme ihtimali vardır.
http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=4708

Gravitasyonel dalgaların küresel bir kütleye etkisi
(a) Dalga ilk önce bir yönde kütleyi gerer ve dik yönde sıkıştırır.
(b) Daha sonra etkiler tersine döner.
(c) Bozulmalar dalga frekansında osile eder (salınım yapar)


Bozulmuş Evren: Büyük patlamadan hemen sonra evrenin genişlemesi gravitasyonel dalgalar oluşturmaktadır. Bu dalgalar başlangıçta var olan plazmayı gerip sıkıştıracak, küresel yüzeyde hareketler oluşturacak ve geri plan kozmik mikrodalga radyasyonu yayacaktır. Bu hareketler, dönüşle birlikte ve ışımanın sıcaklığıyla kırmızıya ve maviye kayış oluşturur ve geri plan kozmik mikrodalga ışımayı kutuplaştırır.




Yukarıdaki bilimsel kaynaklardan yapılan alıntılarda ve gravitasyonel dalgaları simgeleyen şekillerden fark edileceği üzere, aynen Kuran-ı Kerim’in ifade ettiği gibi, dalgalardan oluşan bir yapı göze çarpmaktadır. Kuran bunları “Hubuk” yani kumlarda ve sularda oluşan dalgalı şekiller olarak tasvir ediyor; bilim ve bu konu üzerinde en önemli çalışmaları yürüten kuruluş olan NASA da bilhassa sularda oluşan ve yayılan dalgalara benzeyen şekilde resmediyor.


Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
free counters