Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - T.Taşpınar

Sayfa: [1] 2 3 4
1
1,61803 X 1,61803 = 2,618.... eşitliğine de dikkat çekmek gerekir..

3
Halografik evren ve Süper Sicim teorileri bilimsel olarak gerçekliği ve net bir kanıtı olmayan fikirlerdir..ve siz de Ruh ile ilgili düşüncelerinizi böyle sağlam olmayan temellere dayandırmışsınız. Ayrıca verdiğiniz ilk linkde Ruh ile ilgili olarak ..''Muhammed peygambere Kuran'ın indirilmesi gibi görevler olabilir.'' demişsiniz.. Ancak Kuran,Bakara 97 ayetinde Kuran ın indirilmesinin CEBRAİL aracılığıyla olduğunu söylüyor..ama siz Ruh dan bahsederken Cebrail den hiç bahsetmiyorsunuz..
Ayrıca Kuran'da ''gökler,yer ve ikisi arasındakiler'' denirken evrendeki tüm madde kastedilir..düşünün bunu daha iyi nasıl anlatılabilirdi hem 1400 yıl önceki hem de günümüzdeki insana..evreni 6 günde yarattım denirken geçmiş zamandan bahsediliyor..olmuş bitmiş bir olay var..zaman geçtikçe evren daha da yaşlanıyor ve 13.8 milyar yılın üzerine ekleniyor..sizde bu süreyi olmuş bitmiş geçmişte kalmış bir olay gibi değil de sürekli devam eden bir şeymiş gibi düşünüyorsunuz..

4
 Diyorsunuz ki:Ruh (Holografik evren prensibi içince evreni bir üst uzaydan saran 2D zar)
Böyle Ruh tanımını sizden başka yapan var mı acaba?
Bahsettiğiniz gibi 1000 yıl geçen ayetlerde hep ''sizin saya geldiklerinizden' ve ''gibidir'' ifadeleri geçer..Bu yüzden kesin bir zaman dilimini ifade edemez.Belki bizim sayageldiğimiz yıllar 100 günden oluşuyordur..değişik takvim sistemleri uygulanmıştır insanlık tarihinde..zaten sadece benzetim olduğu ''gibidir'^ifadelerinden de bellidir..Mearic 4 deki 50 bin yıl ifadesinde ise ''gibidir''ifadesi de yoktur,sizin sayageldiklerinizden de denmez..kesin bir süre vardır...
ilk atomların oluşması süreci Big Bang dan itibaren 300 bin yıldır..yani evrende maddenin -atomun bütün yapıtaşları yaratılmış ve bunlar atoma dönüşmeye başlamıştır...tek proton ve elektrondan oluşan ve ilk atomlar olan Hidrojen atomları da oluşmaya başlamıştır..yani maddi evreni oluşturacak tüm malzeme bu 300 bin yılda oluşmuştur.Sonuçta bu 300,000 yıl Kuran'ın ifadesiyle ,Mearic 4 ün işaretiyle 50,000 yıldan 6 gündür.

5
İlk olarak şunu unutmayalım: Evrenin yaşı geçen her saniyede bile değişen bir süre ve Kuran temelinde kıyametin zamanı ile ilgili bir tahminde bulunamazsınız..
İnternette ''protoplanetary disc-öngezegensel disk'' olarak araştırırsanız,hem gezegenlerin hem de yıldızların (protoplanet-protostars) oluşumunda ilk önemli aşama olarak 100,000 yıllık süreden bahsedilir.Yıldızların ve gezegenlerin uzayda bir gök cismi olarak ilk fark edilir hale gelmeleri için geçecek süre 100.00 yıldır..ve bu da Kuran'ın Mearic 4.ayetinin işareti ile 50.000 yıldan oluşan günlerden yola çıkarak ,yerin ve hatta göklerin iki gün içinde-yıldızlar da dahil olarak- 50,000 x 2 =100,000 yıl sonucuna varılır..şu anda da bir çok gezegen ve yıldız oluşum aşamasındadır..bunlar da 100,000 yıllık süreç içinde öngezegensel disk haline gelecektir..

6
SAYIN İESİNLER,
EVREN YAŞLANDIKÇA BU ORANLAR DEĞİŞMEZ DEMİŞSİNİZ..AMA DEĞİŞİR..GÜNEŞ SİSTEMİNİN OLUŞUMU İÇİN GEÇEN SÜRE 4,6 MİLYAR YIL İSE ŞİMDİ EVRENİN YAŞI 13,8 MİLYAR YIL OLDUĞUNDAN ŞU ANKİ ORAN 13,8/4,6 İLE ÖRNEĞİN 1 MİLYAR YIL SONRA 14.8/5,6 OLACAK VE SONUÇ DOĞAL OLARAK DEĞİŞECEKTİR..KIYAMETİN NE ZAMAN KOPACAĞINI BİLEMEYİZ 1 MİLYAR YIL SONRA DA OLABİLİR 10 MİLYAR YIL SONRA DA..

7
Nisâ / 3
(Medenî 92)Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helal olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. 
Fâtır / 1
(Mekkî 43)Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamdolsun. O, yaratmada dilediği arttırmayı yapar. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.
 Ayrıca yukarıdaki ayetlerde aynı Arapça kelimelerle ikişer,üçer,dörder kelimeleri geçmektedir.Eğer sizin savunduğunuz şekilde ikişer,üçer,dörder ifadelerini 11 e 12 ye kadar artırabileceğimizi düşünürsek ve 11 boyutttan bahseden  sicim teorisine bu ayetleri bağlarsak,Nisa 3 deki hükmü de 11,12 kadına kadar alabiliriz diye anlamak gerekecektir.
KuranıKerim hakkında yazıp konuşurken, kılı kırk yararak çok düşünüp fikir oluşturmak zorunludur..Bu sitedeki bilgi ve fikirler oluşturulurken hep bu yol izlenmiştir..

8
Sayın İesinler,
Sanırım şu aşağıda tekrar verdiğim kısmı dikkate almamışsınız ya da atlamışsınız..
<Bugün bazı kaynaklarda evrenin altı günde yaratılmasıyla ilgili olarak, altı gün ile evrenin bugünkü yaşı arasında bağıntı kurularak açıklama yapılmaya çalışılmıştır. Ancak bunun sağlıklı bir yöntem olamayacağı açıktır. Zira evrenin yaşı her an sürekli değişen bir süreyi ifade eder. Kuran’daki altı gün ise Kuran ayetlerinin hiçbir zaman değişmediği ve değişemeyeceği için mutlak sabit olan bir süreyi ifade eder. Diyelim ki altı gün ile her hangi bir formül ya da bağıntı kullanılarak evrenin bugünkü tahmin edilen yaşına ulaştık. Peki,  örneğin bugünden (kıyametin o zamana kadar da kopmadığını varsayarsak)  on milyar yıl sonra aynı formül ile ve aynı kalacak olan altı gün ile evrenin o günkü yaşına da ulaşılabilecek midir? Yoksa o formülde zamana göre sürekli değişiklik mi yapılacaktır?

Kuran meallerinde ve tefsirlerinde özellikle evrenin altı günde yaratılması ve yerkürenin iki günde yaratılmasıyla ilgili olarak, (aynı şey dört günde gıdaların takdir edilmesiyle ilgili olarak da geçerlidir) ayetlerde bu ‘’günler’’ ile bildiğimiz anlamıyla 24 saatten oluşan günlerin kastedilmediği, bu günler ile ‘’altı devir’’ ya da ‘’iki devir’’ kastedildiğine ilişkin açıklamalar yapılıyor. Zaten bu günlerin 24 saatten oluşan günler olamayacağı açıktır. Ancak ‘’devir’’ ile neyin kastedildiği, bu devirlerin her birinin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğine ve bu devirlerin her birini diğerlerinden ayıran özellikleri bugün modern bilimin ulaştığı bilgilerle dahi açıklığa kavuşturulamadığı için ‘’muğlâk ‘’olarak kalmaktadır. Bu durum da Kuran’ın anlaşılması yönünden sakınca ve zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Tabii ki bu durumdan iyi niyetle ve Kuran’ın insanlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için çaba harcayan meal ve tefsir yazan ilim adamlarımızı sorumlu tutamayız. Elbette, onlar da ilim adamı vasfıyla bilime, akla ve mantığa daha uygun bir açıklamayı biliyor olsalardı mutlaka bunlara yer verirlerdi.

İşte, bahsettiğimiz açıklamaların temel amacı da budur. Ayetlerin anlamıyla ilgili olarak neye inanılması gerektiği konusunda fikir verebilecek konumda değiliz. Ancak, söz konusu ayetlerin açıklanmasında bu görüş ve bilgilerin de mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.<

Bu sitedeki bilgiler, üzerinde sizin sandığınızdan çok daha fazla ve ince eleyip sık dokunarak çaba sarf edilmiş araştırmaların sonucudur..

9
Ben şahsen her zaman her ne kadar "yorum" da olsa ayakları yere basan iddialarda bulunmayı tercih etmişimdir..kanıtlanmamış sadece teori olarak kalmış düşünceler üzerine bina etmekten kaçınıyorum..
Sizin ve benim görüşlerimizi okuyucuların takdirine bırakıyorum..

10
Benim bu konudaki görüşlerime "çok zorlama bir yorum" dedikten sonra yazdıklarınız ve verdiğiniz linklerdeki konulara baktığımda sadece gülümsedim..Benim yazdıklarımı ve sizim verdiğiniz linklerle beraber yaptığınız açıklamaları okuyup değerlendiren okuyucuların takdirine bırakıyorum..

11
Sayın iesinler,
Kadir gecesinde Cebrail'in hulul etmesini engelleyecek ne vardır?Neden hulul etmiyor olsun..?
Ayrıca Kuran'da meleklerin için ikişer,üçer ve dörder kanatlı olduğu söylenir..siz ise 11 boyuttan(kanattan) bahsediyorsunuz..
Biz Adem nesli Dünya'da ve Samanyolu galaksisinde olduğumuz için bizim galaksimizin ölçütlerine göre 50000 yıl-ışık yılı- temel alınabilir..Başka bir galaksideki kullara gönderilseydi o galaksinin ölçütlerine göre vahiy gelirdi..
Bahsettiğiniz Einstein-Rosen köprüsü teorisi de zaten benim savunduğum konuyu destekler.Bizim galaksimizdeki en büyük ve güçlü karadelik galaksi merkezindeki süper karadelik (Sagittarius A ) olduğuna göre Kuran'da bahsedilen yükselme dereceleri-yolları-burası olmalıdır.En büyüğü varken daha küçükleri olacak değildir..ve buranın galaksinin uçlarına olan uzaklığı 50,000 işık yılıdır..

12
Sayın iesinler,
Mearic 4 ayetindeki "ruh" kelimesi ile Cebrail kastediliyor olması gerekir..
Bahsettiğiniz,uzaydaki "solucan deliği"- wormhole- yapıları tamamen teoriktir ve varsayımlara dayanmaktadır.Gözlemlenmiş ve etkileri açıklanıp kanıtlanmış bir solucan deliği yoktur.Ancak galaksimiz ve onun merkezinde bulunan karadelik gözlemlerle kanıtlanış yapılardır..

13
Bu konu, Kuran'ın icazı konusunda önemli araştırma ve çalışmalar yapan Sayın Bülend Sungur ile Zariyat Suresi 47.ayette, evrenin genişlemesini bilimsel gözlemleriyle 1929 yılında kanıtlayan gök bilimci EDWIN HUBBLE'ın isminin kriptolojik bir tarzda bulunabileceği yönünde ilk olarak şahsen fikir belirtmem üzerine  yaptığımız istişareler  sonucu başlayıp, Sayın Bülend Sungur'un araştırmalarıyla gelişmiş ve fikri bir temele oturtulmuştur.
Konu Sayın Bülend Sungur tarafından kaleme alınmış ve aşağıdaki internet adreslerinde sunulmaktadır.

https://twitter.com/KuraniZeka/status/1209170016236638208

http://kuranizeka.blogspot.com/2019/12/zariyat-47nin-musi-srr.html

14
Bu konu, Kuran'ın icazı konusunda önemli araştırma ve çalışmalar yapan Sayın Bülend Sungur ile Zariyat Suresi 47.ayette, evrenin genişlemesini bilimsel gözlemleriyle 1929 yılında kanıtlayan gök bilimci EDWIN HUBBLE'ın isminin kriptolojik bir tarzda bulunabileceği yönünde ilk olarak şahsen fikir belirtmem üzerine  yaptığımız istişareler  sonucu başlayıp, Sayın Bülend Sungur'un araştırmalarıyla gelişmiş ve fikri bir temele oturtulmuştur.
Konu Sayın Bülend Sungur tarafından kaleme alınmış ve aşağıdaki internet adreslerinde sunulmaktadır.

https://twitter.com/KuraniZeka/status/1209170016236638208

http://kuranizeka.blogspot.com/2019/12/zariyat-47nin-musi-srr.html

15
IŞIK HIZI DEĞERİNİN ALTIN ORAN İLE MUCİZEVİ BAĞINTILARI
Işığın boşlukta bir saniyede aldığı yola ışık hızı denir. Bilimin ulaştığı en son verilere göre ışık saniyede 299.792.458 metre hızla yol alır. Yaklaşık değer olarak 300.000 km/saniye olarak kabul edilir. Yani saniyede 300,000,000 metre ilerlemektedir ve ışığın hızı genel olarak bu yaklaşık değerlere göre ifade edilmektedir. Işık hızının hassas ölçümlerle ortaya çıkarılan gerçek değerinin, genel ifade ediliş şekli olan net 300.000 km/s değerinden yalnızca on binde 7 civarında farklı olması, ışığın hızının belirlenmesinde ilahi bir takdirin olabileceğini akla getirmektedir. Ancak ışık hızının gerçek değeri olan 299.792.458 m/s ile 300.000.000 m/s arasında 207.542 gibi bir fark bulunmaktadır.
Peki, bu nispeten çok küçük olan farkın ifade ettiği 207.542 değeri ile ilgili ilahi bir takdirin olduğunu düşündürecek tespitler olursa bunu nasıl değerlendirmek gerekir?
207.542 sayısı basamaklandırma yönünden  207 ve 542 olarak iki kısımdan oluşmakta ve virgül ya da noktayla ayrılmaktadır.
Bu iki sayı arasında altın oran ilişkisi bulunması şaşırtıcı olurdu değil mi?
Şöyle ki;
Altın oran değerleri :
Aralarında altın oran bulunan iki büyüklükten büyük olanın küçük olana bölümü ile ifadesi 1.618... dir.
Küçük olanın büyük olana bölümü ise 0,618... değerini verir.
542 sayısını 207 sayısına böldüğümüzde 2,618… yani 1+1,618… değeri çıkar..
Bu 2,618 değeri aynı zamanda bahsettiğimiz altın oran değerlerinin büyük olanının küçük olana bölümünden çıkan sonuçtur.
Yani 1,618/0.618=2,618...
542 ile 207 sayıları arasındaki fark dikkate alındığında 542-207= 335 sayısı ile ilgili önemli sonuçlar da çıkmaktadır.
335 sayısını 542 sayısına böldüğümüzde diğer altın oran ifadesi olan 0,618.. değeri ortaya çıkmaktadır..
Ayrıca, fark değeri olan 335 sayısını 207 sayısına böldüğümüzde ise altın oranın diğer ifadesi olan 1,618… sayısına ulaşılmaktadır..
Bunların yanında çok ilginç bulunabilecek bir başka özellikten daha bahsetmek gerekir
Yukarıdaki altın oran ifade eden sonuçlardan sadece birinde belirli bir sayı grubunun virgülden sonra sonsuza kadar tekrar ettiğini görürüz.
Bu değer 335/542 =0,6180811808118081180811808118081…dir
Burada ilginç bulunacak bir özellik ilk bakışta bile fark edilebilmektedir:
I808I sayıları sonsuza kadar devam etmektedir. Buradaki ilginçliği şu şekilde daha iyi ifade edebiliriz:
1 sayılarını hemen yukarıdaki gibi düz çizgi şeklinde yazarsak,
I808I şeklini almaktadır. Bu konudaki püf noktası şuradadır:
Ortadaki 0 rakamını oval şekilli bir ayna gibi düşünürsek,I8 ve 8I sayıları birbirinin aynadaki yansımasını oluşturmaktadır ve bu görüntü karşılıklı birbirine bakan aynalardaki gibi sonsuza kadar giden bir görüntü arz etmektedir.
Asıl üzerinde durulması gereken nokta ise, bu yansımaların ve sonsuzluğa giden görsel yansımaların, ancak ışığın bir fonksiyonu olmasıdır.
Işık hızı için önemli bir değer olduğunu yukarıdaki anlatımlarda belirttiğimiz 207,542 sayısından yola çıkarak bulduğumuz altın oran değerinin sonsuza kadar tekrar eden sayıları belirgin bir şekilde ışık yansımasını çağrıştırabilecek yapıdadır.
Altın oranla ilgili bu bağıntılar gerçekten çok ilginç ve belki de hiç beklenmedik ayrıntılardır.

Aklıselim bir kafayla düşünüldüğünde kolayca ve net bir şekilde görüleceği üzere, bu yukarıda anlattığımız özellikler, tesadüfle vs. ile açıklanamayacak ve Yüce Allah C.C ın ilahi takdirinin bir yansıması olarak kabul edilmesi gereken çok önemli konulardır.

  IŞIK HIZI DEĞERLERİ VE ALTIN ORANLA İLGİLİ EK BİLGİLER:
Genel kabul gören ve ifade edilen şekli ile ışık hızı saniyede 300,000 km dir
Metre cinsinden ifade edilirse saniyede 300,000,000 m dir
Hassas ölçümlerle ulaşılan gerçek değeri ise 299,792,458 m olarak belirlenmiştir.
Aralarındaki oransal olarak çok küçük kabul edilebilecek (yaklaşık on binde 7) fark olan 207,542 değeri ile ilgili önceki açıklamalarımızda altın oran ilişkilerinden bahsetmiştik..
Bu fark temel olarak 1,000,000 değeri ile ışık hızı değerindeki son altı basamakta ifade edilen 792,458 değeri arasındaki farktır..
Çok küçük orandaki farkı ve yakınlığı asıl belli eden kısımları 300 ve 299 kısımları ve aralarındaki sadece 1 birimlik farktır.. Zaten buradaki 1 birimlik fark yukarıda bahsettiğimiz 1,000,000 luk değeri ifade eder.
Asıl konumuza geldiğimizde, buradaki gerçek ışık hızı değerindeki 299 sayısı üzerinde durmak gerekir.
Şöyle ki,
299 sayısını altın oran sayısı olan 1.618 sayısı ile çarptığımızda sonuç 483.782 çıkmaktadır.
Önceki 207,542 değerinde yaptığımız gibi (orada 542 ve207 sayıları arasındaki altın oran ilişkisini incelemiştik) burada da 782 ve 483 sayıları arasındaki altın oran ilişkisini inceleyeceğiz.
782 sayısını 483 e böldüğümüzde çıkan sonuç 1,619… dur
483 sayısını 782 e böldüğümüzde ise sonuç 0,617… olur..
(1,618 ve 0,618 sayılarının altın oranı belirten değerler olduğunu hatırlayalım)
Görüldüğü üzere çıkan sonuçlar altın oran değerlerinden sadece 1 birim fazla ve diğerinde ise 1 birim eksiktir. Yani sadece 1 birimlik bir fark mevcuttur.
Tıpkı ışık hızını ifade ederken kullandığımız sayıların üç rakamı olan 300 ve 299 değerlerindeki 1 birimlik farkta olduğu gibi…
Bu benzerliklerin tesadüften ibaret olduğunu düşünebilir miyiz?



16
Kuran'da 30'uncu sure olan Rum suresi, 60 ayetten müteşekkildir. Bu surenin tam 3 ayetinde "rüzgar" kelimesi geçer. Diğer "rüzgar" kelimeleri ise farklı surelerin sadece bir ayetinde mevcutturlar. Rüzgar kelimesinin surelere göre konumlanmasında Rum Suresi ayırıcı bir özellik arzeder. Aşağıdaki linkte Rum suresinin bu özelliği koordinat açısından incelenmeye alınmış olup, yeryüzünde esen "sürekli rüzgarlar" ile olan bağlantısı ortaya çıkarılmıştır.


17
  NEBE & ABESE sureleri ve “SVALBARD KÜRESEL TOHUM DEPOSU"
 
Yine, Kur'an'dan ilginç koordinat tespitlerine şahit olmak için, PDF formatındaki şu linke bakınız.
   


18
Müslümanlar ilk olarak Habeşistan’a hicret etmişler daha sonra Peygamberimiz ile birlikte Medine’ye hicret edip yerleşmişlerdi. İşte bu iki hicretin çıkış ve varış noktaları, Hac suresinde konunun geçtiği sure ve ayet numaraları koordinat sistemiyle tam bir uyum sağlamaktadır. Aşağıdaki linkte konunun detaylarını görsel haritalarla birlikte inceleyebilirsiniz.


19
Kuran'daki Tüm Koordinatlar / Kuran'daki Tüm Koordinatlar
« : Aralık 14, 2014, 10:37:50 ÖS »
Kuran'ın tüm sure ve ayet numaralarını koordinat düzlemine uyarlayınca ortaya çok ilginç bir tablo çıkmaktadır.  Aşağıdaki linkte pdf olarak yer almakta


20
ALTIN ORANIN KURAN-I KERİM’DEKİ MUCİZEVİ YANSIMASI
 ( ALİ İMRAN SURESİ 14.-91. AYETLER )

Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır.

Eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır.


 
 Altın Oran; CB / AC = AB / CB = 1,618

Bir doğru parçasının (AB) Altın Oran'a uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru öyle bir noktadan (C) bölünmelidir ki; küçük parçanın (AC) büyük parçaya (CB) oranı, büyük parçanın (CB) bütün doğruya (AB) oranına eşit olsun.

Altın Oran, pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve ondalık sistemde yazılışı; 1,618033988749894...'tür. -noktadan sonraki ilk 15 basamak-Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, Fi yani Φ'dir.

Bu oran tüm dünyada “ALTIN ORAN” ismiyle bilindiği için, Kuran-ı Kerim’de altın oran ile ilgili bir işaret araştırırken ALTIN kelimesinin üzerinde durulması gerekecektir.

Kuran-ı Kerim’de ALTIN kelimesi Arapçası “zeheb” olarak “ilk olarak” Ali İmran suresinde “iki kez ve iki farklı ayette” geçmektedir. Zuhruf suresinde de ALTIN (zeheb) kelimesi iki defa  geçse de(53.ve 71.ayetlerde)asıl olarak “altın” kelimesine işaret etmek için geçmez. Zuhruf 53.de “altından bilezik” ve 71.ayette ise “altından tepsi” şeklinde sıfat  tamlaması olarak kullanılır. Ali  İmran suresindeki ayetlerde ise isim olarak altın kelimesi bulunur.  Bu özellikler dikkate alınmasa bile, ALTIN (ZEHEB) kelimelerinin iki defa  Kuran’ da geçtiği  ilk surenin Ali İmran suresi olması yapacağımız tespitler için bu surenin ayetlerinin esas alınması için yeterli gerekçeyi oluşturmaktadır. Bu ayetler Ali İmran suresinin 14. ve 91. Ayetleridir.

ALİ İMRAN SURESİ 14.Kadınlar, oğullar, yük yük ALTIN ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.

ALİ İMRAN SURESİ 91.Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu ALTIN fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

Yukarıda da bahsedildiği gibi Ali İmran suresinde ALTIN kelimesinin geçtiği ayetler 14.ve 91. ayetlerdi.
Şimdi bazı basit matematik işlemleri yapalım:

Bu ayetlerin numaraları arasındaki farkı bulalım:

91-14=77

Şimdi bunu Ali İmran suresinin toplam ayet sayısı olan 200 sayısından çıkaralım ve geriye kalan ayet sayısını bulalım.

200-77=123

Demek oluyor ki, Ali İmran suresinde ALTIN kelimesinin   geçtiği bu iki ayet (14. ve 91.ayetler) 200 ayetten oluşan  bu sureyi  77 ve 123 birimden oluşan iki bölüme ayırmaktadır.

Peki bu 123 sayısı ile 200 sayısı arasında altın oran sayısı olan 1,618 ‘i ilgilendiren bir bağıntı var mıdır?
200/1,618=123,…

Ancak bu tarz çıkarımlarda bazı konularda itirazlar olabilmektedir. Örneğin, bu konuda 200 sayısının 123 e bölümünün 1,626… olacağı ve bunun da altın oran sayısı olan 1,618 den farklı olacağı ileri sürülebilecektir. Aslında zaten iki tamsayının oranlamasından 1.618… olan altın oran sayısına ulaşılamaz. Ancak buradaki asıl iddia ayet numaralarının temsil edildiği tam sayıların bölümünün tam olarak altın oran sayısını yani 1,618… i verdiği değildir. Asıl iddia, toplam ayet sayısının altın oran sayısına bölümünün tam sayı olan kısmının  (123 sayısının) yani “altın” kelimesinin geçtiği 14.ve 91.ayetlerin 200 ayetlik sureyi bölümlediği iki kısımdan büyük olanının  değerini verdiğidir. Sonuçta, tam sayılarla yapılan işlem ve çıkarımlarda iki tam sayının oranının net bir şekilde altın oranı vermesi mümkün değildir. Ancak surelerin sayı değerlerini geometrik  şekillerle temsil edersek  durum değişir..Hem zaten “altın oran” aritmetik büyüklüklerle değil, aslen geometrik büyüklüklerle ilgilidir.


Şimdi , yukarıdaki bu matematiksel bağıntıyı pekiştirmek için geometrik şekil ile altın oran özelliklerini görelim:
Aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi,1. ayetten 200. ayete kadar bütün ayetleri temsil etmek üzere her bir bölümün numaralandırıldığı bir çember düşünelim. Bu çember üzerinde 14.ayetten geriye doğru 200/1,618= 123,60…birim ilerlediğimizde 91. ayeti temsil eden bölümün içinde 91,60.. değerini temsil eden noktaya gelinecektir.91 .ayetten ileriye doğru  123,60… birim ilerlediğimizde ise 14.ayeti temsil eden bölümün içinde 14,60.. değerini temsil eden noktaya gelinecektir. Yani sonuçta gelinen noktalar 14. ve 91. ayeti temsil eden bölümlerin dışında olmayacaktır.

Bu yöntemle altın oranı araştırdığımızda  200/123,60=1,618 değerini yani altın oran sayısı olarak kabul edilen sayıyı net olarak verebilmektedir.
Önemli Not:Altın oran sayısı tam olarak şöyledir.:1,618033988749894...(aslında "tam olarak" kelimesi de uyumsuz oluyor..çünkü sonsuza kadar devam eden bir sayı) Hiçbir iki tamsayının oranlaması gerçek altın oran sayısını vermez,veremez.. 1,618...' i verir ancak 1,618033988749894... yı veremez.. örneğin 233/144=1,6180555555...şeklinde  bir sonuç çıkar.Fibonacci dizisindeki iki ardışık sayının oranlaması da aynı şekilde 1,618... i verir,ancak 1,618033988749894... yı veremez.


 
Şimdi de bahsettiğimiz ayetlerin sure numaraları ve ayet numaralarını bir arada değerlendirerek benzer bir işlem yapalım.

Ali İmran suresi 3.suredir.14.ayeti sure numarasıyla birlikte 3-14 şeklinde,91 . ayeti ise 3-91 şeklinde gösterilir. Bu aşamada bu sayıları kendi aralarında toplayalım.

3+1+4=8
3+9+1=13

Yukarıda bahsettiğimiz şekilde bu toplamları işleme tabi tutalım.

13/1,618=8,0…

Tüm bu işaretler  “Altın Oran” ın Kuran-ı Kerim’de Ali İmran suresinin 14. ve 91 .ayetlerinde geçen “altın” kelimeleriyle mucizevi bir şekilde ortaya konulduğunu göstermektedir. Bunun yanında Kabe’nin bulunduğu Mekke’nin Dünyamızın altın oran noktası olduğuna dair iddianın dayanaklarından biri olan ayetin de Ali İmran suresi içinde(96.ayet)  olması ayrıca dikkate değerdir.

21
Kuran'da geçen "Gün"(Yevm) kelimelerinin sayısıyla ilgili internet üzerinde biraz araştırma yaptığımızda aşağıda alıntıladığımız bazı ilginç bilgilere ulaşmaktayız.Şimdiye kadar Kuran'da geçen tekil ve yalın halde-ek almamış- "gün" kelimelerinin sayısı olan 365 sayısı ile ilgili bir çok kaynakta rastlayabileceğimiz bir yılın gün sayısına uyum konusunda iddialar vardı.Ancak biz burada Kuran'da geçen tekil olarak -ek alsın almasın- tüm türevleriyle "gün" kelimesi toplamını ifade eden 445 sayısı ile ilgili bugüne kadar farkedilmemiş bir özellik üzerinde duracağız.

KUR’AN DA TEKİL GÜN KELİMELERİNİN LİSTESİ


ARAPÇASI----------------------TÜRKÇESİ----------------ADEDİ

 

EL YEVM--------------------------GÜN---------------------------75

YEVM-------------------------------GÜN-------------------------274

YEVMEN--------------------------GÜN----------------------------16

YEVMUKUM---------------------SİZİN GÜNÜZ----------------5

YEVMUHUM---------------------ONLARIN GÜNÜ------------5

YEVMEİZİN----------------------ANIN GÜNÜ-----------------68

YEVMİİZİN-----------------------ANIN GÜNÜ------------------2

----------------------------------------------------------------------------

----------------------TOPLAM------------------------------------445

 



“KURANDA GÜN (YEVM) TEKİL OLARAK 365 ADED DEĞİL.KURANDA GÜN KELİMESİ YEVM ŞEKLİNDE YAZILIŞI 274 ADEDDİR.KURANDA TEKİL GÜN KELİMELERİNİN TOPLAMI 445 ADEDDİR. 365 ADED GÜN KELİMESİNİN OLDUĞU YANLIŞ. ANCAK 365 TEKİL GÜN KELİMESİNİ OLUŞTURACAK MANTIKLI BİR BİLEŞİM OLUŞTURULABİLİR. KURANDAKİ 445 ADED TEKİL GÜN KELİMELERİNDEN EK ALMADAN YALIN HALDE KULLANILMIŞ OLANLARININ TOPLAMI 365 EDER”



1- EL YEVM (GÜN)-----------75 ADED

2- YEVM (GÜN)--------------274 ADED

3- YEVMEN (GÜN)-----------16 ADED

-------------------------------------------------

TOPLAM(75+274+16) = 365 ADED

KUR’ÂNDAKİ GÜN KELİMELERİNİN , TEKİL , İKİL VE ÇOĞULLARININ TÜMÜNÜN LİSTESİ VE GENEL TOPLAMI ( 475 ADED )

 



1- KUR’AN DA TEKİL GÜN KELİMELERİNİN LİSTESİ , TOPLAM = 445 ADED

 

ARAPÇASI----------------------TÜRKÇESİ----------------ADEDİ

 

EL YEVM--------------------------GÜN---------------------------75

YEVM-------------------------------GÜN-------------------------274

YEVMEN--------------------------GÜN----------------------------16

YEVMUKUM---------------------SİZİN GÜNÜZ----------------5

YEVMUHUM---------------------ONLARIN GÜNÜ------------5

YEVMEİZİN----------------------ANIN GÜNÜ-----------------68

YEVMİİZİN-----------------------ANIN GÜNÜ------------------2

----------------------------------------------------------------------------

----------------------TOPLAM------------------------------------445  ADED

 

2- KUR’ÂN’DA İKİL GÜNLER “YEVMEYN” TOPLAM =  3 ADED



3- KUR’ÂN’DA ÇOĞUL GÜNLERİN LİSTESİ

ARAPÇASI----------------------TÜRKÇESİ----------------ADEDİ

EL EYYÂMU -----------------------GÜNLER--------------------2

EYYÂMUN ------------------------GÜNLER -------------------21

EYYÂMEN ------------------------GÜNLER ---------------------4

TOPLAM ================================= 27 ADED

 

================================================0

 

KUR’ÂN’DA GÜN KELİMELERİNİN TEKİL ,  İKİL VE ÇOĞUL GENEL TOPLAMI 

 

TEKİL ------ 445

İKİL ------------ 3

ÇOĞUL ------ 27

TOPLAM == 475 ADED

 

=================================================0

=================================================0

TEKİL = GENEL TOPLAMI 445 ADED

Romalıların başlarda Mart ayıyla başlayan 10 aya bölünmüş yılları vardı, daha sonra 2 ay daha ekleyerek bir yılı 355 güne tamamlamışlar fakat gün sayısı az geldiği için zaman zaman ilaveler yapılmış, bu durum da karışıklığa sebebiyet vermiştir. Julius Caesar, bu kargaşayı nispeten önleyebilmek için MÖ 46 yılının 445 gün olduğuna dair emir vermiş ve gelecek yılları 365 güne sabitlemiştir (Julius Caesar’ın Mısırlı astronomlara yaptırdığı bu takvime göre bazı aylar 30, bazı aylar ise 31 gündür. Yıl, Mart ayıyla başlar ve buna göre Şubat, yılın en son ayıdır. July/Julius adını taşıyan Temmuz ayı, 31 gündür. Buna göre en son ay Şubat 29 gün olması gerekirken Caesar’dan sonra hüküm süren Roma İmparatoru Augustus da kendi adını bir aya verir ve Ağustos ayını 30 günden 31 güne çıkarıp Şubatı 29 günden 28’e düşürür.)….

http://dergi.aktiffelsefe.org/index.php?option=com_content&view=article&id=17:esklern-zaman-anlayii-ve-antk-takvmler&catid=13:62&Itemid=21

M.Ö.46 yılında, Roma’nın kuruluşunun 708. yıldönümünde, Jül Sezar (Julius Caesar) Roma takviminde bir reform yaptı. İskenderiyede yaşayan astronomi bilgini Sosigenes’in tavsiyesi üzerine Roma İmparatoru Julies Cesar tarafından yapılmıştır.

Jül Sezar takvimi yapacağı zaman, İskenderiye’de yaşayan astronomi bilgini Sosigenes’e danıştı ve onun önerilerini yasalaştırdı. Gökbilimci Sosigenes, Sezara şunu söyledi:

“Dünya güneş çevresindeki bir devrini yaklaşık olarak 365 gün 6 saatte tamamlar. Dolayısıyla, normal yıllar 365 gün sayılsın. Her dört yılda bir, yılın uzunluğu 365 yerine 366 gün sayılsın ve o yıla “artık yıl” denilsin. Artık yılın 1 günlük fazlalığı, o yılın Şubat ayına eklensin. Böylece, öteki aylar sabit kalırken, artık yıllarda Şubat ayı 28 yerine 29 gün çeker. Artık yıllar, 4 ün katları olan yıllara eklensin. Örneğin, “4, 8, 12, …, 2004, 2008, 2012 artık yıl olsunlar.”

Bu öneriye uyarak Sezar, yılbaşı gününü 1 Mart’tan 1 Ocak tarihine çevirdi ve o yılın uzunluğunu bir defaya mahsus olmak üzere 445 Gün’e çıkararak düzensizliği ortadan kaldırdı.
http://www.baskent.edu.tr/~tkaracay/etudio/agora/zv/2009/takvimler8.htm
Bu 445 rakamı ve Kuran-ı Kerim’de geçen “gün” kelimesi ile ilgili biraz araştırma yaptığımızda yukarıdaki alıntılarda belirtilen bilgilere ulaşılabilmektedir. Görüldüğü üzere Kuran’da “GÜN” kelimesi tekil olarak tüm türevleriyle birlikte 445 kez geçmektedir.  Dünya tarihinde sadece bir kez, bir yılın gün sayısı 365 veya 354 gün vs. sayılmayıp, Roma imparatoru Jül Sezar zamanında 445 gün olarak kabul edilmiş olduğu da tespit edilince yine Kuran’ın müthiş bir mucizesi kendisini gösterir. Bu 445 günlük yıl bir anlamda da dünya tarihindeki en uzun yıl, diğer bir deyişle en çok gün sayısını içeren yıl olmuş olmaktadır ve Kuran’daki “gün” kelimelerinin tekil haldeki tüm türevlerinin toplamı  olan “445”sayısı ile mucizevi bir uyum göstermektedir.


 





22
                                                  KURAN’DAKİ MATEMATİK HATASI İDDİASI
(İnternet üzerinde birçok sitede karşılacabileceğimiz hata iddiası aynen aşağıda alıntılanmıştır)

[[ Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Nisa Suresi(4)12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.
Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir:
Üç kiz evlata mirasin 2/3'ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir.
Bu durumda, matematik yapalim:
(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)
Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5 i mirasçılara dağıtılır. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.
Bu hatayı düzeltmek için hz. ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem allahın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde islam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...
 
Böylece bizim örneğimiz için yeni oranlar:
üç kızın toplam payı= 48/81
annenin payı= 12/81
babanın payı= 12/81
zevcenin payı= 9/81
olacak şekilde değiştirilmiş olur.
Tabi elde edilen bu oranlar ayetlerde ifade edilenlerden farklıdır. Ayetlere baktığımızda bu oranları göremeyiz. Bu oranların sadeleştirilmiş şekillerine de bakalım
Görüldüğü gibi yeni oranlar şu şekildedir:
üç kızın toplam payı= 1/1,6875 ......... oysa Allah 2/3 (yani 1/1,5) demişti
babanın payı= 1/6,75 ........................ oysa Allah 1/6 demişti
annenin payı= 1/6,75 ........................ Allah 1/6 demişti
zevcenin payı= 1/9 ........................... Allah 1/8 demişti

Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilir ve başka oranlar kullanılır..]]
                                             
                                                  HATA İDDİASININ GEÇERSİZLİĞİ VE KANITLARI
Yukarıda bahsedilen iddianın temel noktası,ayetlerde sözü geçen oranların her halükarda ve hangi mirasçılarla beraber olurlarsa olsunlar mirasçılara verilmesi gereken minimum miras payları olarak kabul edilmesidir. Peki, Kuran-ı Kerim’in lafzından ve biraz derinlemesine incelemeyle çıkarılan anlamından bu kabulü destekleyen veriler çıkarılabilir mi? Yoksa tam tersi bir durum mu söz konusudur?
Ayetlerde geçen bir oranın, o mirasçıya verilmesi gereken minimum miktar olarak kabul edilebilmesi için, sadece, o oranın geçtiği ifadedeki mirasçıların bulunması ve bunlar dışında başka bir mirasçının bulunmaması gerekir. Örneğin; Nisa:12 deki sağ kalan hanım eşin mirasçılığıyla ilgili olarak,  “Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır” ifadesinde belirtilen mirasçılar, miras bırakan erkek eşin çocukları ve hanım eştir. Bunlar dışında başka bir mirasçı ya da mirasçıların da bunlarla birlikte bulunması halinde, verilen oranlar artık o mirasçılara verilmesi gereken minimum miktar olmayacaktır ve doğal olarak mirastan daha düşük bir oranın sahibi olabileceklerdir. Dolayısıyla da örnekte verilen 1/8 den daha düşük bir oranın hanım eşin payı olması mümkündür. Diğer,anne- baba ve kız çocuklar gibi mirasçılarla birlikte mirasçı olunan durumlarda her birinin miras payı oranı,  oranlama hesabıyla hisseleri oranında azaltılacaktır.
Peki , iddia ettiğimiz bu kriterin Kuran-ı Kerim’deki dayanağı nedir?
Nisa 176:
Diyanet İşleri Meali : Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bu konuda gösterilebilecek en önemli delil Nisa:176 ayetindeki “Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur (yani mirasın tamamı ona kalır)” ifadesidir. Bu ayette “kelale” olanların mirasçılarının alacakları paylar açıklanmaktadır. Kelale kelimesi “anne-babası ve çocukları olmayan” ya da “babası ve çocukları olmayan” şeklinde açıklanmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz ifade de sadece ölen kız kardeşin “erkek kardeşi” mirasçı olarak sayılmıştır. Hem de mirasın tamamına yani 1/1 ine sahip olacağı bildirilmiştir. Kelale kavramı ana-baba ve çocukların bulunmadığı bir durumu kapsar. Ancak, ölen kız kardeşin “eşinin” mirasçı olarak bulunamayacağı anlamına gelmez. Eşinin ya da başka herhangi bir mirasçının bulunmadığı da ayrıca belirtilmez. Burada eğer ki, erkek kardeşin mirasçılığıyla ilgili ifadeden,  sadece erkek kardeşin mirasçılığından bahsedildiği için, “bir tek, erkek kardeşin bulunduğu durumda” mirasın tamamını alabileceğini kabul etmezsek, sağ kalan erkek eşin (kocanın)de miras hakkının bulunduğu bir durumda mirasın tamamının erkek kardeşe verileceğini kabul etmek zorunda kalırız. Oysa ki Nisa:12 ayetindeki “Eğer çocukları yoksa , karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir” hükmü gereği, bulunması olası bir mirasçı olan kocanın da mirastan ½ oranında pay alma hakkı olabilecektir. . Yani, 176.ayetteki ilgili hükümden, “sadece erkek kardeşin bulunduğu ve başka mirasçının bulunmadığı bir durumda” mirastan 1/1 pay alacağını kabul etmez isek, açık bir şekilde kendi içerisinde çelişen bir durumun ifade edilmiş olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Kız kardeşin miras bırakan olduğu ve erkek kardeşin mirasçı olduğu “her durumda”, erkek kardeşin mirasın tamamını alacağını kabullenirsek, sağ kalan kocasının miras hakkını çok açık bir şekilde ihlal eden bir hükmün varlığını kabul etmemiz gerekir. Bu da mantıklı düşünceye uygun değildir. Kuran’a inananların bakış açısından bakarsak da,  Kuran-ı Kerim’in böyle çelişkili bir düzenleme getirdiği sonucuna gideriz, bu da inanan kişiler için kabul edilebilir değildir…
Aynı şekilde yine 176.ayette geçen “Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır.” İfadesinden anlaşılacağı üzere erkek ve kız kardeşlerin bir arada mirasçı oldukları bir durumda, “mirasın tamamını”, erkeklere kızların iki katı pay verilmesi suretiyle dağıtmak gerekecektir. Burada da bulunması mümkün olan (kelale kavramına dahil olmadığı için) bir mirasçı yani sağ kalan eş söz konusudur. Ölen kardeşin cinsiyetine göre bu mirasçı koca veya hanım eş olacak ,bu duruma göre de ½ ya da ¼ pay hakkı olabilecektir. Ancak yukarıda da açıkladığımız gibi sadece ilgili hükümde ifade edilen mirasçıların var olduğu bir durumda geçerli olan oranlar olduğunu kabul edersek böyle bir sorun da kalmayacaktır.
 İnternet üzerinden ulaşabileceğimiz bazı kaynaklarda yukarıda savunduğumuz görüşün aksi fikirler savunulmaktadır. Ancak bu fikirlerin yanlışlığı ayetlerin ve ayetlerde geçen kelimelerin biraz detaylı incelemesinden kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu fikirlerin önemli noktaları aşağıda aynen alıntılanmıştır
[“Meselâ bir ayetin bir cümlesinde “ölenin eğer çocuğu yoksa annesine şu kadar” diye geçer, diğer ayetin başka bir cümlesinde “ölenin eğer çocuğu yoksa kocasına şu kadar” diye geçer. Pratikte eğer ölen bir kadının çocuğu yok, fakat annesi ve kocası var ise, bu somut durum için her iki cümle de aynı derecede ve doğrudan geçerli olur. Yani “eğer çocuk yoksa anneye şu kadar” cümlesi bir tek ölenin sadece annesinin olduğu, başka kimsesinin (örneğin eşinin) olmadığı durumu düzenlemekle kalmıyor. Zaten bu mantıksız olurdu, cümle sadece ve sadece bu durumu (ölenin varis olarak yalnızca annesinin kaldığı durumu) düzenlemiş olsaydı, neden anneye sadece üçte bir versin?  “Eğer çocuk yoksa anneye şu kadar” cümlesi, ölenin çocuğunun olmadığı, fakat annesinin olduğu her durum için doğrudan geçerli (ölenin eşi olsa da, olmasa da).
 Başka bir deyişle, pratikte çıkabilecek olan durumlar (varis tabloları) tek tek bir bütün olarak tek bir ayet veya tek bir cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmamış. Dolayısıyla ayetleri herhangi bir somut durum (varis tablosu) üzerinde uygulamak istediğimizde, üç ayeti de cümle cümle okuyacağız ve işlemekte olduğumuz somut durum (varis tablosu) için geçerli olan cümleleri tespit edeceğiz”]
Yukarıda alıntıladığımız görüşün içerisinde koyu renkle vurgulanan kısımda “eğer çocuk yoksa anneye şu kadar” şeklinde bahsedilen hüküm Nisa 11 dedir ve ayetteki kullanılışı burada bahsedilen şekle hiç uymaz. Ayette aslında “çocuğu yoksa ve ebeveyni =anne-babası ona varis olmuşsa” ifadesi geçer. Yani sadece annenin mirasçı olacağı bir durum değildir. Sadece annenin payı 1/3 olarak belirtilir ancak, babanın da anne yanında mirasçı olabileceği, geri kalan 2/3 ün ise babaya kalacağı dolaylı olarak anlaşılmaktadır.
Nisa 11 deki , “Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır.” İfadesi de bu konu için diğer bir yönden kanıt oluşturur. Dikkat edilirse, çocukların bulunması halinde ayetlerde geçen ve bu çocukların alacağı belirtilen en yüksek oran,iki ve daha fazla kız çocuk bulunması halinde almaları gereken 2/3 lük paydır. Yukarıdaki Nisa 11 hükmünden de anne için 1/6 ve baba için 1/6 lık paylar ortaya çıkmaktadır. Burada, tek bir cümlede ifade edilen en yüksek paylar 2/3 + 1/6 + 1/6 = 3/3 etmekte ve miras eksiksiz olarak tam olarak dağıtılabilmektedir. Sonuçta, tek bir ifade de ortaya çıkan ve sadece o ifadede bahsedilen mirasçıların miras payları toplamı 1/1 i hiçbir zaman geçmemektedir. Eğer aksi olsaydı, yukarıda savunduğumuz görüşlerimizin de geçerliliği kalmayacaktı. Zira, sadece o ifadede bahsi geçen mirasçıların miras payları toplamı da 1/1 in üstünde olacaktı.
           Nisa : 12 ve Nisa: 176’ daki “Kelale” Durumunda Kardeşlerin  Mirasçılığı
Eşler arasındaki mirasçılıkta miras bırakanın “kelale” olduğu durumdaki miras hakları Nisa 12. ayette açıklanmıştır. Kardeşlerin yanında sağ kalan eşin bulunduğu “kelale” durumlarında kardeşlerin mirasçılığı bu ayette belirlenmiştir.  Ayette “Ve in kâne raculun yûrasu kelâleten ev imraetun” şeklindeki ifadesinde “bir erkek veya hanımı kelale olarak miras bırakırsa” denmektedir. Yani zaten eşlerin var olduğu bir durum söz konusudur ve bilindiği üzere Nisa 12.ayette aslen eşlerin mirasçılığı düzenlenmektedir. Bu ayetteki oranlar sağ kalan eşin de bulunduğu ve kardeşlerle birlikte mirasçı oldukları durumu kapsar. Bu yönüyle Nisa 12. Ve Nisa 176’daki “kelale” hükümleri arasında bir çelişki ve bir uyumsuzluk söz konusu değildir.

23
KEHF 11: KULAKLARIN “ÜSTÜNE” VURMAK


10:82 Allah, hakikati kelimeleri ile gerçekleştirecektir.


Kehf 11. ayette, mağaraya sığınan Eshab-ı Kehf’in yıllarca dış dünya ile bağlantılarını kesmek için “uyutmak” yerine, “kulaklarının üstüne” vurulmasından bahsetmesi ilginçtir. Kulak uyurken de aktif olan bir organdır. Zaten istediğimiz saatte uyanmak için çalarsaat kurmamızın sebebi de budur. Bu konuda asıl dikkat çekilmesi gereken nokta, bağlantı fonksiyonunu etkisiz hale getirmek için kulaklara değil, kulakların “üst” bölgesine vurulmasından bahsedilmesidir. Ayrıca bu ayette, Kuran'da geçtiği cümlenin bağlamına göre farklı anlamlara gelebilen “daraba” fiilinin kullanılması, kulak üst bölgesinde yapılan bir ameliyeyi daha da güçlendirmektedir. Aynı surenin 57. ayetinde de kulağın duymaması ile ilgili bir anlatım var. Ancak o ayette “ala” (üstünde) deyimi geçmez ve farklı bir duymama durumunu belirtir.

“Kulakların üstünde, şakaklarda yer alan beyin bölgesi; işitmenin merkezidir. Kulaklar birer ses alıcısıdır. Amaçları, aldıkları sesleri en iyi biçimde beyine ulaştırmaktır. Çünkü beyin alınan seslere anlam kazandırır. Çünkü asıl işiten kulak değil, beyindir.”
http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/iitme-ve-nlama.html

18:18’de mağara arkadaşlarının sağa-sola çevrilmeleri durumu, sağ ve sol kulağın üst bölgesinde gerçekleşen ameliyeyle ilgili olduğunu düşünüyoruz.
“Beyinde işitme merkezi sağ ve sol kulak üstü hizasındaki temporal alanlarda bulunur. Sağ kulaktan alınan ses verileri sol temporal alana, sol kulaktan gelenler ise sağ temporal alana giderek işlenir.”
http://www.beyindoktoru.com/makaleler.htm




Beynimizdeki işitme merkezi aynen ayette işaret edildiği gibi kulakların üst kısmında (Ala Azani) bulunmaktadır. İnsan uyusa da ses dalgalarının beyindeki işitme merkezine iletme fonksiyonu kulaklar tarafından yerine getirilmeye devam eder. Ancak beyindeki işitme merkezi etkisiz ve fonksiyonsuz hale getirildiğinde, tamamen duyma duyumuz pasifleştirilir ve seslerin uyandırma etkisi giderilmiş olur.

Beynimizin sırları ve yapısı hakkındaki bilimsel gelişmeler ancak son yüzyıl içerisinde olmuştur. Dolayısıyla, duymamızı sağlayan asıl bölge olan işitme merkezinin “kulakların hemen üst kısmındaki bir noktada ” yer aldığını Kuran-ı Kerim’in indirildiği dönemde bilinebilmesi nasıl mümkün olabilirdi ki?

Halbuki ayette “UYUMAK” anlamındaki “NEWM” kelimesi kullanılabilirdi. Ama kullanılmamış işte… Kuran’daki bu anlatım olağanüstü bir ayrıntıdır. Evet, Kuran’da “beyin” kelimesi yok, fakat görüldüğü üzere o dönemde bilinemeyecek olan beynin bölgesel bir fonksiyonunun detayı var. Üstelik bu detay en anlamlı yerde, yani yüzyıllarca uyutulan mağara arkadaşlarının kıssasında açıklanmıştır.

38:88  Onun  haberinin (doğruluğunu) bir zaman sonra çok iyi bileceksiniz.




24
UZAYDA İLK İNSAN: “GAGARİN”
ve
KURAN’IN MUCİZEVİ İŞARETİ (RAHMÂN) 55:33

55:33 - Yâ ma'şerel cinni wel insi inisteta'tum en tenfuzuu min aktâris semâwâti wel ardi fenfuzuu, lâ tenfuzuune illâ bi sultân.

Diyanet Meali :
55:33 -  Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç (SULTA) olmadıkça geçip gidemezsiniz.

Bu ayet, insanoğlunun uzaya çıkabileceğini anlatan Kuran’ın biricik ayetidir. Yine bu ayette ön plana çıkan bir kelime “Rahman” formundaki  “sultan” kelimesidir. Ayetteki " lâ tenfuzûne illâ bi sultan" (Sultan olmadan çıkıp gidemezsiniz.) deyimi iki anlamı kendisinde barındırır. Biri, yerçekimi ve atmosferin aşılıp uzay boşluğuna çıkılabilmesinin fiziki olarak çok büyük bir güç gerektirdiğidir (mekiğin ateşleme sistemi). 


Diğeri, aşağıdaki sözlükten de anlaşılabileceği gibi büyük bir iktidar gücün organizasyonu sonucundaki güç anlamını da taşımasıdır.  Yani, çok güçlü bir devletin gücü ve otoritesidir. Uzay çalışmaları bilindiği üzere ancak devlet gücüyle ve devlet otoritesinin kararlarıyla yürütülmüştür. Ayette, sanki bize 1400 yıl önceden, gelecekte uzaya çıkışla ilgili çalışmaların devletlerin gücüyle yapılacağını haber vermekte.

~ Ar sulṭān [#slṭ(n)] 1. iktidar, dünyevi kudret, hükümdarlık [ix], 2. hükümdar
  • ~ Aram şulṭānā שלטנא iktidar, hükümdarlık < Aram #şlṭ שלט egemen olma, iktidar sahibi olma → sulta

http://www.nisanyansozluk.com/?k=sultan

İnsanoğlunun uzaya ilk çıkışı (birçoğumuzun belleğinde olmakla birlikte) araştırıldığında, ilk çıkan insanın Sovyet kozmonot Yuri GAGARİN olduğu bilgisine bir çok kaynakta ulaşabiliriz.

Yuri Gagarin (9 Mart 1934 – 27 Mart 1968)

…Bir dökümhanede çıraklığa başlayan Gagarin daha sonra Saratov`da bulunan yüksek teknik okuluna seçildi. Oradayken “Hava Kulübü”`ne girdi ve küçük uçaklarla uçmayı öğrendi. Bir hobi olarak başladığı bu iş zamanla hayatının önemli bir bölümünü kaplamaya başladı. 1955`de okulunu tamamladı ve bir pilot okulunda savaş uçağı eğitimi almaya başladı. Orada 1957 yılında evleneceği Valentina Goryacheva ile tanıştı. Eğitimden sonra hava şartlarının kötü olduğu Norveç sınırında bir bölgeye atandı. Yetişkin biri olduğunda boyu 157,5 cm civarındaydı.
Uzay Yarışının başlangıç döneminde, Sovyetler kozmonot adaylarını belirlemek için geniş bir tarama programı başlatmışlardı. 20 kozmonot ile Sovyet uzay programına seçilen Gagarin bütün testleri başarıyla atlattı. En sonunda gene yetenekli ve başarılı bir kozmonot olan Gherman Titov ile Yuri Gagarin arasında bir tercih yapılacaktı, Yuri Gagarin seçildi. Bu seçimde soğuk Titov`un aksine Yuri`nin güler yüzlü ve cana yakın bir karakterinin olması ve sade bir çocukluk sürmesinin önemli olduğu söylenir.

12 Nisan1961 tarihinde GAGARİN uzaya çıkan ilk insan oldu. Gemisinin adı Vostok 1 idi.

http://www.hossohbetci.com/blog/yuri-gagarin-kimdir-yuri-gagarin-hayati-yuri-gagarin-biyografisi-yuri-gagarin-hakkinda-google-yuri-gagarin-dedi-yuri-gagarin-resimleri-yuri-gagarin.html





Yuri Alekseyeviç Gagarin: ( 9 Mart 1934 - 27 Mart 1968) 1961 yılında uzaya çıkarak Dünya'yı uzaydan gören ilk insan olan bir Sovyet kozmonotudur. 12 Nisan 1961 tarihinde Gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yuri_Gagarin

Yuri Alekseyeviç Gagarin, 9 Mart 1934 - 27 Mart 1968 yılları arasında yaşamış Rus kozmonot. 12 Nisan 1961 tarihinde, uzaya giden ilk insan unvanını aldı. Çığır açan bu deneyimiyle çok sayıda ülkeden onur madalyaları aldı.
http://www.biyografi.info/kisi/yuri-gagarin


Yuri Gagarin (9 Mart 1934 – 27 Mart 1968)

Yuri Gagarin, Gzhatsk yakınlarındaki Klushino`da 9 Mart1934 tarihinde dünyaya geldi. Bu kasabanın adı 1968`de GAGARİN olarak değiştirildi…

http://www.hossohbetci.com/blog/yuri-gagarin-kimdir-yuri-gagarin-hayati-yuri-gagarin-biyografisi-yuri-gagarin-hakkinda-google-yuri-gagarin-dedi-yuri-gagarin-resimleri-yuri-gagarin.html

Uzaya çıkan ilk insan olan Yuri Gagarin’in adını taşıyan ve doğduğu şehir olan Rusya’daki Gagarin şehri 55 derece.33 dakika  enlemi üzerinde bulunmaktadır.

Gagarin (Russian: Гага́рин), known until 1968 as Gzhatsk (Russian: Гжатск), is a town and the administrative center of Gagarinsky District of Smolensk Oblast, Russia,…
http://en.wikipedia.org/wiki/Gagarin,_Russia




Gagarin şehri Rusya’nın Smolensk Oblast eyaletinde bulunmakta ve  55. kuzey enlemi ile 33. doğu boylamının kesişim noktası da bu yönetim birimi sınırlarının merkezi denebilecek bir noktaya denk gelmektedir.




Yukarıdaki açıklamalardan da hemen fark edileceği üzere, iki önemli husus vardır:

1-   Yuri Gagarin’in adını taşıyan şehrin merkezine yakın bir bölgeden, 55 derece 33 dakika enlemi geçmektedir.

2-   İnsanoğlunun uzaya çıkışından bahsedilen ayet Kuran’da Rahman suresinde, yani  55:33’te geçmektedir.  Gagarin şehrinin bağlı bulunduğu  Smolensk Oblast eyaletinin merkezine yakın bir bölgede 55. kuzey enlemi ile 33.doğu boylamı kesişimini tam olarak vermektedir.

Bu iki özelliğin bir arada bulunması ve ayetin anlamının insanlığın uzaya çıkışıyla ilgili olması beraber düşünüldüğünde artık bunları tesadüf olarak niteleyebilmek çok zor olacaktır. Aslında, 55. enlem ile 33. boylamın kesiştiği bölgenin uzaya insan gönderen ilk ülke olan Sovyetler Birliği ve günümüzdeki mirasçısı olan Rusya’nın sınırları içinde olması bile zaten yeterince ilginçtir. Bu özellik yetmezmiş gibi yukarıda belirttiğimiz şekilde Yuri Gagarin’in adı verilen şehrin merkezinden 55 darece 33 dakika enlemi geçmesi tesadüfü ortadan kaldırmaktadır.
Yuri Gagarin’in doğduğu yer ve memleketi olan Smolensk Oblastından  (oblast=eyalet) geçen enlemler arasında, bu eyaletten geçen kısmı en uzun olan enlem 55.kuzey enlemidir. Aynı şekilde bu eyalet sınırlarından geçen boylamlar arasında bu bölgeden geçen kısmı en uzun olan boylam ise 33. doğu boylamıdır. Bu durum 55:33 koordinatlarının tesadüfi olmadığı yönünde yine bir fikir vermektedir.





Şimdi 3 şıklı bir soru:

(a)Yuri Gagarin’in doğduğu Klushino kasabasını Gagarin olarak değiştiren Sovyet hükümeti, bunu sırf  55° 33’ enlem boylamında olduğunu görerek Kuran’a uysun diye mi değiştirdi, (b) veya Peygamber ve arkadaşlarının bir uydusu mu vardı, ki yerküreyi ölçülendirecek bilgiyi toplayıp  Dünya’nın koordinat sistemini kurarak gaybi bir haberle 55:33 ayetini mi oluşturdular, (c) yoksa Kuran’da göklere çıkış ile ilgili net bir bilgi olarak yer alan bu biricik ayet;  geçmişi, an’ı ve geleceği bilen Yüce Yaratıcının bir ölçüsü sonucu mu 55:33 olarak ayarlandı?  Seçim serbest.




25


FURKAN SURESİ : BAHREYN - FURAT >>> BERZAH / Kıstak ( “Dil” şeklindeki KATAR Yarımadası)

25:53 - Birinin suyu tatlı, birinin suyu tuzlu iki denizi salıveren, buna rağmen ikisinin arasına karışmalarını önleyici bir engel koyan O (Allah)tır.

25:53 - Ve huwellezi meracel BAHREYNi haza azbun FURATun we haza milhun ucacun we ceale beynehuma BERZEHen ve hicran mahcura.

 “BERZAH” kelimesinin coğrafi terim olarak anlamı aşağıda değişik kaynaklarda verilmiştir.
berzah    Ar. berza¬
 
a.   coğ. esk. 1. Kıstak: “Yarımadanın berzahındaki bu geniş yol biraz tehlikeliydi.” -Ö. Seyfettin.
kıstak, -ğı
a. coğ. Bir yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su, dar kara parçası, berzah, dil (I).
http://tdkterim.gov.tr/bts/

Berzah : Arapça kökenli bir söz olup, coğrafyada bir yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su, dar kara parçası, kıstak anlamına gelmektedir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Berzah 

Dr. Ali Özek başkanlığında bir heyetin yazmış olduğu ve Medine’de, Kral Abdulaziz Üniversitesinden Dr. Abdullah Mubeşşir Al-Terazi tarafından incelenip neşredilen Kuran mealinin 25:53 ayetindeki açıklama notunda da “berzah” kelimesinin coğrafi bir terim olarak “DİL” anlamında olduğu açıklanmaktadır. *(Kuran-ı Kerim ve Açıklamalı Meali – Suudi Arabistan Kırallığı Medine-i Münevvere 1407-1987)


Basra Körfezi haritaları incelendiğinde en dikkat çekici ve karakteristik şeklin, dar bir kıstak ile anakaraya bağlanan dil şeklindeki Katar Yarımadası olduğu hemen fark edilebilir. Ayette geçen “berzah” kelimesinin coğrafi terim olarak içeriği ele alındığında, bir yarımadanın olması ve bu yarımadayı karaya bağlayan iki yanı suyla çevrili dar bir geçidin, yani kıstağın bulunması gerekiyor. İşte, Katar (Qatar) Yarımadası BERZAH tanımının özelliklerine göre Basra Körfezi için çok belirgin bir şekil oluşturuyor. Tatlı ve tuzlu suyun karışmadığı bölgelerin önemli miktarda bulunduğu deniz olan Basra Körfezinde BAHREYN ve FURAT (FIRAT) ile birlikte üçüncü bir ayırıcı özellik olarak kendisini gösteriyor.
 
“Berzah” kelimesinin eşanlamlısı olarak verilen “kıstak” kelimesinin bir anlamının “DİL” olarak da geçmesi ilginçtir. Çünkü haritalar incelendiğinde Katar Yarımadasının Basra körfezinin içine doğru bir dil şeklinde uzandığı fark edilmektedir.




Ancak ilginç özellikler bununla da kalmıyor. Katar Yarımadasından geçen enlemler içerisinde Katar topraklarından geçen kısmı en uzun olan enlem de yine konunun başından beri temel aldığımız ve sure numarasını belirten enlem olan 25. kuzey enlemidir.

“Qatar” kelimesinin anlamına bakıldığında ise koordinat çizgisi açısından ilginçlik bir hayli çoğalmaktadır. Bu kelime çap/eksen (veya ekvator) anlamında kullanılmaktadır. (Çoğulu “aktar”, bak: 33:14 ve 55:33) Bu nedenle koordinatını verdiğimiz 25:53’teki 25 sayısı, ekvatora paralel olan 25. x eksenidir ki, 25. eksen ise dil şekline benzeyen Katar’ın ortasından geçer.

İşte tüm bu önemli ve ayırıcı özellikler, neden tatlı suyla tuzlu suyun karışmadığı deniz olarak Basra Körfezinin esas alındığı sorusuna tatmin edici yanıtlar oluşturur.



26
Sn .Aklıselim,
Sitedeki şu adreste
http://www.yenimucizeler.com/index.php?topic=24.0
bu konuyla ilgili bilgiler ve özgün fikirlerim mevcuttur.İlgili kısmı aşağıya kopyaladım.

"Yedi Kat Gök (Farklı Bir Görüş)

Kuran’da birçok ayette geçen yedi kat gök ya da yedi gök kavramı bu güne kadar genel olarak Dünya’yı çevreleyen atmosfer ve atmosferin yedi katmanı olarak anlaşılmıştır. Talak suresinin 12. ayetinde  “Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır'' denildiği üzere, yedi kat göğün yerden de sayı olarak benzerleri olacaktır ve bunun atmosferin katmanları olması güçlü bir olasılıktır. Ancak, (Hicr 16) “Andolsun biz, gökte birtakım burçlar (yıldız kümeleri) yarattık ve bakanlar için onu süsledik.”  (Buruc 1) “İçinde burçları bulunan göğe andolsun’’ ve  (Furkan 61) “Gökte burçlar var eden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.’’ Ayetleri, yedi gök olarak belirtilen kavramın atmosfer dışında temel anlamı üzerinde modern astronomi biliminin verileri dikkate alınarak şöyle bir sonuç çıkarılabilecektir. Bu kümeler, bir önceki sonrakinin alt kümesi olacak şekilde düzenlenmişlerdir."

Ayrıca doğrudan bu konuyu ilgilendiren

http://www.yenimucizeler.com/index.php?topic=25.0
linkindeki

"7 Kat Gök ve Üstümüzdeki 7 Yol" başlıklı  yazımı da mutlaka incelemelisiniz.

Sayfa: [1] 2 3 4
free counters