Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Arş ve Su (Mai)  (Okunma sayısı 8991 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı T.Taşpınar

  • Administrator
    • Profili Görüntüle
Arş ve Su (Mai)
« : Eylül 23, 2010, 04:33:31 ÖS »
“ARŞ”  ve  “SU” (mai)

''O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken,  gökleri ve yeri altı günde yaratandır.''
11 (Hud)/ 7

Arşının Su Üzerinde Olması ve Evrenin Saydamlaşması: Bu ayette ''Arşı su üzerinde iken'' şeklinde dikkat çekici ve ilginç bir beyanat var. Burada sözü geçen ''su'' nedir? Yukarıda anlattıklarımızın ışığında 300,000 yıllık süreç içinde su molekülü henüz oluşmamış ve o kadar yüksek sıcaklıkta bildiğimiz sıvı şekliyle su var olamaz denilebilir. İşte tam bu anda, bilimsel bulgulardan olan ''evrenin saydamlaşması'' olayı ile ayette bahsi geçen ''su''  arasında ister istemez bir ilişki kaçınılmaz olur. Biraz araştırma yaparsak ayette ''su'' anlamına gelen ''ma'' kelimesi yerine, ''su renginde'' anlamına gelen ''mai' kelimesinin kullanıldığını anlarız. Ayette geçen ''Arşı su üzerinde iken'' sözü evrenin 300,000 yıllık dönem sonunda saydamlaştığı yani ışığı geçirgen bir hale geldiği gerçeğine mi işaret ediyor? Arş kelimesiyle Evren’den daha yüksek bir mertebe kastedilir. O zamandaki saydamlaşan Evren’e yukarıdan bakan kişi, onu suya bakan kişinin gördüğü saydamlıkta görecektir.

Bugüne kadar bu ayetteki ''ma-i'' kelimesi doğrudan su olarak anlaşılmış, gerçek anlamı olan ''ma-i'' = ''su renginde olan'' veya ''su gibi olan'' yani ''saydam'' anlamı, henüz son yıllarda ortaya çıkarılan bilimsel gelişmeler bilinemediği için, haklı olarak anlaşılamadığı ve meallerde de bu şekilde yazılması, inananlar için bile anlaşılması ve kabul edilmesi zor bir durum ortaya çıkarmıştır. Henüz Evren’in saydamlaşması olayı bilinemediğinden, mai sözcüğüne saydamlaşmayla ilgili bir anlam verilip meal ve tefsirlerde böyle bir durumdan bahsedilmesi tabi ki imkânsızdır. Bu durum, inançsızlar için Kuran’a ve Allah inancına karşı bir koz olarak değerlendirilmiştir. Ama ayetin başındaki ''O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için'' sözü sanki bu duruma işaret ediyor… Ayrıca hem Kuran'da 6 günde yaratmayla eşzamanlı ve bağlantılı olarak saydamlaşmaya işaret edilmesi hem de bilimsel kaynaklarda Evren’deki maddenin yani atomların oluşumuyla bağlantılı olarak saydamlaşmaktan söz edilmesi, mucizeyi açıkça ortaya koymaktadır.  Bu konuda üzerinde durulması gereken başka bir ayet daha vardır.

İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?
21 (Enbiya)/30

Bu ayetteki su kelimesi de aslında ma-i olarak geçiyor. ''Su renginde'', ''su gibi olan'' anlamı katıyor ve saydamlaşan evren kastediliyor olabilir. Ayetin başında göklerle yer bitişik iken ayrıldığı sözü ile Büyük Patlamanın (Big Bang) kastedildiği zaten bilinen bir Kuran mucizesidir. Burada Büyük Patlamadan bahsedilmesinin hemen ardından her canlının sudan yaratıldığının belirtilmesi, patlamadan sonra saydamlaşan Evren’in kastedildiği anlamına gelir. Fakat ''her canlı şeyi sudan yarattık'' sözü bugüne kadar yanlış değerlendirilmiştir. Her canlı şeyin bildiğimiz anlamıyla sudan yaratıldığı anlamı çıkarılmıştır. ''Sadece sudan canlılık ortaya çıkamaz'' diye bazı kesimlerden itirazlar da gelmiştir. Aslında bu ayette saydam şekilde görülen Evren’in içerdiği maddelere dikkat çekmek gerekir. O dönemde Evren’de yaklaşık olarak % 75 Hidrojen ve % 25 helyum atomu bulunmaktadır. Canlılığın oluşması için gerekli olan iki temel unsur olan su ve karbon, bu karışımın içerisinde zaten bulunmaktadır. Üç helyum çekirdeği birleşerek karbon atomunu, dört helyum çekirdeği ise birleşip oksijen atomunu oluşturur.  Tabiî ki bunların oluşumunu sağlayacak kimyasal tepkimeler daha sonra yıldızların verdiği yüksek ısıyla meydana gelebilecektir. Bu durumda su renginde saydam olan Evren’in içerdiği maddelerin içinde hidrojen ve oksijenden dolayı su molekülünün (H₂0) temel parçalarının ve karbonun bulunduğunu görüyoruz. Canlıların yapısında yaklaşık % 18 oranında karbon, % 80 oranında da su bulunduğu bugün bilinen bir gerçektir. Evren’in oluşmaya başlamasındaki büyük patlamadan 300,000 yıl sonra oluşan ve saydamlaşan Evren’in içerdiği maddelerin, canlılığın temel yapı taşlarını içerdiğini ve ayetin buna dikkat çektiğini anlayabiliriz.

Hud suresinin 7. ayetindeki  ‘’arşı su üzerinde iken‘’ sözüne, Evren’in saydamlaşmasının yanında ve bunun paralelinde şöyle bir yorum da getirilebilir: Ayette altı günde yaratılan maddenin ilk şekli, tek proton ve elektrondan oluşan hidrojendir. Hidrojenin kelime anlamı ve tanımı ile ilgili olarak şu bilgiler dikkatimizi çekmektedir.

“Hidrojen” kelimesi Eski Yunancada “su oluşturan” manasına gelir. “su” anlamına gelen “hydro”, ve “oluşturan” anlamına gelen “genes” kelimelerinin birleşiminden oluşur. Hidrojen Evren’de en fazla ve en yaygın bulunan elementtir. Diğer bütün elementler başlangıçtaki hidrojenden veya daha sonra ondan türemiş diğer elementlerden meydana gelir. Hidrojen Evren’deki atomların % 90’dan fazlasını, toplam kütlenin dörtte üçünü oluşturur. Yıldızları oluşturan temel elementtir. Buradaki füzyon prosesiyle birleşerek helyum atomlarının çekirdeklerini oluşturan hidrojen atomları büyük miktarda enerji açığa çıkarır.
Fark edeceğimiz üzere, altı gün (300,000 yıl) sonunda hidrojen atomları oluşmaya başlamış ve bu nedenle hidrojenin kelime anlamı da ‘’su oluşturan’’ olarak bir anlam birliğini oluşturmakta ve tüm dillerde ‘’hidrojen’’ söylenişiyle günümüzde de kullanılmaktadır. Kuran’da da buna uygun olarak ilk maddenin diğer bir deyişle hidrojenin yani ‘’su oluşturanın’’ yaratılmasına işaretle, Yüce Allah’ın arşının yani kudretinin su üzerinde olduğu vurgulanmıştır.  

Bunun yanı sıra, ayetin anlamını daha net ve mucizevî şekilde ortaya koyabileceğine inandığımız bazı bilgileri dikkatlerinize sunmak istiyorum; Allah'ın arşının su (mai) üzerindeyken yerin ve göklerin yaratılması: “We kane arşuhu alel mai = O’nun arşı mai üzerindeyken” (11:7) ayetinin anlamına paralel yeni bilimsel bilgiler keşfedilmiştir.

Sürpriz; Evren’in ilk hali sıvı:  19 Nisan 2005

ABD'li bilim adamları atomları parçalayarak maddenin bilinmeyen yeni halini elde etti.
‘Kuark-gluon plazması' denilen yeni forum, Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda Relativistik Ağır İyon Çarpıştırıcısı'nda, altın iyonları ışık hızına yakın süratle çarpıştırılarak bulundu. Çarpışmanın yarattığı yüksek enerjiyle açığa çıkan ‘Kuark-gluon plazması'nın, beklenenin aksine gaz değil, ‘mükemmel bir kuark sıvısı' olduğu açıklandı. Bu buluş, Evren’in büyük patlamadan bir an sonra neye benzediğini, yani sıvı bir halde olduğunu  gösterdi.   
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=565485
http://physicsworld.com/cws/article/news/22043

Bilim adamları, Evren’in meydana geldiği Büyük Patlama'dan sadece bir an sonra tüm maddelerin "kuark-gluon plazması" denilen sıvı bir halde olduğunu belirtiyor.
http://www.maksimum.com/teknoloji/haber/28/29647.php

Mai: Su cinsinden. Akıcı, su renginde, mavi. ''Katı ve sert olmayıp su gibi, akıcı olan.''
http://www.osmanlicaturkce.com/?k=mai&t=@  

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Evren’in oluşumun ilk anlarında ‘’kuark-gluon plazması’’ denilen özel bir haldedir. Ayette geçen Türkçe Latin harfli söylenişiyle ve ‘’kane arşuhu alel mai’’ (arşı mai üzerindeyken)  cümlesindeki ‘’mai’’ kelimesinin anlamlarından biri de  ''Katı ve sert olmayıp su gibi, akıcı olan’’dır. Genel olarak ‘’sıvı’’ kelimesinin karşılığını oluşturmaktadır. Bu durum Kuran’daki çok önemli bir mucizeyi daha ortaya koymaktadır. Hud suresinin 7. ayetinden, yaratmanın başlangıcında arşı mai üzerinde olduğunu anlarsak, bu sözü edilen ‘’sıvı, akıcı’’ anlamı devreye girmektedir. Eğer ayeti yaratmanın hemen sonunda arşı mai üzerinde olduğu şeklinde anlarsak da bu konunun başında geçen, Evren’in, atomların oluşarak saydamlaşması olayı ile “mai” kelimesinin su renginde yani saydam anlamında olması, tam bir paralellik gösterir. Doğrudan “mai” kelimesini su olarak anlarsak, “hidro-genes”  yani ‘’su oluşturan’’ anlamı dikkate alınabilir ve Kuran’ a özgü bir mucize olarak, bu kelimenin değişik anlamlarıyla anlaşılması halinde bile doğru ve gerçekliği yansıtan anlamlar içerdiği ortaya çıkmaktadır.                                                            


BİG BANG’DAN SONRAKİ DİNLENME DÖNEMİ
(FARKLI BİR BAKIŞ)

300.000 yıllık dönem Evren’deki değişimler için bir ''dinlenme dönemi'' olarak nitelendirilmektedir.  Bu dinlenme dönemi;

a) sıcaklık 3.000 derecenin altına düşer
b) Elektromanyetik kuvvetler devreye girer,
c) Elektronlar çekirdeklerin etrafında yörüngeye dizilir
d) İlk hidrojen ve helyum atomları oluşur''

Bu ilk dakikalardan sonra Evren büyük ölçüde soğumuştur. Bunun sonucu çekirdeksel kuvvetlerin etkinliği biter. Evren’in o sıradaki bileşimi %75 Hidrojen, %25 Helyum çekirdeğinden oluşur. Sonraki 300.000 yıl boyunca hiçbir değişim meydana gelmemektedir. Bu 300.000 yıllık süreç içinde evren soğumaya bırakılmış ve bu sürecin son bölümünde yeterince soğuyunca da elektromanyetik kuvvetler devreye girerek kendiliğinden elektronlar çekirdeklerin etrafına dizilip atomları oluşturmuştur. Şimdi bu konudaki ''dinlenme dönemi''ve elektronların kendiliğinden çekirdeğin etrafına dizilmeleri gibi nitelendirmeler şu ayeti anımsatmaktadır.

Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. ''Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.''
50 (Kaf)/38

Bu ayette Yüce Allah'ın bahsi geçen yaratma fiilini gerçekleştirirken ''yorulma'' gibi zayıflıklardan münezzeh olduğu kastedilmiştir. Fakat bu konudaki bilimsel kaynakların ifadesi ile Kuran'ın ifade şekli bu denli uyum içinde olduğu için, konuya daha önce hiç düşünülmeyen farklı bir boyuttan da bakılabileceği kanaatindeyiz.


« Son Düzenleme: Eylül 23, 2010, 04:49:55 ÖS Gönderen: T.Taşpınar »

Ynt: Arş ve Su (Mai)
« Yanıtla #1 : Kasım 23, 2010, 09:59:31 ÖS »
   Çok güzel bir yazı; Kur'an'ın bir bilim kitabı olarak kullanılması çok doğru değildir. Kur'an 'ın varlık gayesi insanların Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmesi ve onun razılığını kazanmasını sağlamaktır.
  Ancak Bilimsel verilerin Kur'an da var olması inanmayan veya şüphe hastalığından muzdarip olanlara belki bir ümit kapısı inananlar içinde tefekkür vesilesi olacaktır.
  Kur'an daki bir ayet hakkında, "bu ayetin manası kesinlikle budur" demek son derece yanlış bir yaklaşımdır. Ancak "manalarından birisi de bu olabilir" demekte bir sakınca yoktur. Buna göre yukarıdaki manaların bu anlama gelebileceği ihtimali oldukça yüksek bir ihtimaldir.
  Ben her ne kadar seküler ve bilimsel akıl yürütme metotları ile teorik çıkarımlar yapıyorsamda tek yönlü olmamak adına dinin, özellikle Kur'anın söylemlerini de araştırmalarımda bir girdi değil ama bilgi olarak yer veririm..

  Bu minvalde bende bilimsel veriler doğrultusunda seküler araştırmalar yapmaya çalışıyorum Özel olarak da Kuantum Fiziği, QFT, TOE kuramları ile ilgilenmekte ve hatta Kendi TOE kuramımı geliştirmekteyim.
  Buna göre Yukarıda yapmış olduğunuz açıklamaların doğru olması bu bilimsel gerçekleride nazara vermesi açısından kuvvetle muhtemeldir. Ancak bunların yanında bende bir başka yaklaşımı kendi çalışmalarıma dayanarak vermek isterim. Şöyle ki ;
   Doğadaki 4 temel kuvvet ve temel parçacıkların birleştirilmesi amacıyla A. Einstein dan beri çalışılagelen ve henüz deneysel bir gözleme konu olmayan "Herşeyin Teorisi- Theoy Of Everythig - TOE" kuramlarından olan Sicim kuramı, ve türevi olan M-Theory 'side aslında bu ayetlerin ışığında netleşmektedir. Ancak sicim teorisi bu haliyle bu ayetlerde bahsedilen "mai" ile alakalı değildir.
 Ancak benim yaptığım teorik çalışmalar sonucu, Enbiya - 30 ayetinde ifadesini bulan , mai , canlı, yer ve gök ifadelerinin batıni manada; madde , boşluk ve bunların arasındaki fiziksel kanunları açıklayan şey olduğunu düşünmekteyim.
  Yani  burada canlıdan kastedilenin var olan her şey (madde ve enerji-ışık) "mai" den kastedilenin de bunun dışında kalan boşluk - vakum olduğunu düşünmekteyim Yer- ve gök ise madde ile boşluk veya ışık ile boşluk arasındaki ilişkilerin kastedildiğidir; bu düşünce elbette birer tahmindir.      Doğrusunu Allah(C.C) bilir...

 Sicim teorisi farklı bir açısından bakılıp, tekrar değerlendirilirse, bu "mai" nin varlığına delil olacaktır.
     Bu bilgi henüz bulunmamış olduğundan bilimsel çalışmaların sonuçlarının bekleyenerek, yorumumun ve tesbitimin ne kadar doğru veya ne kadar yanlış olduğu da görülmüş olacaktır.

  Allah(C.C) doğrusunu bilir...


 

free counters