Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Adem Dünya'nın Neresine İndirilmiştir?  (Okunma sayısı 42832 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı T.Taşpınar

  • Administrator
    • Profili Görüntüle
Adem Dünya'nın Neresine İndirilmiştir?
« : Ocak 13, 2011, 09:33:18 ÖÖ »
YERYÜZÜNDE  İNSAN NESLİNİN İLK OLARAK ORTAYA ÇIKTIĞI YER: AFRİKA
RİFT VADİSİ

Yeryüzünde insan neslinin ilk olarak ortaya çıktığı bölgenin Rift Vadisi ve Doğu Afrika olduğuna dair çeşitli bilimsel çalışmalardan elde edilen sonuçlar vardır. Aşağıda verilen bazı kaynaklardaki alıntılarda da bu konuyla ilgili önemli bilgiler açıklanmaktadır. Bu kaynakların birçoğu, evrimci görüşü savunan kişi ve kuruluşların görüş ve düşüncelerini içermesine rağmen, esasında Adem’in evrim sonucu olmadan yeryüzünde belirdiğini destekleyen bilgilerdir. Nasıl mı? İsterseniz önce bilimsel yollarla elde edilen bilgiler ile evrimci düşünürlerin  bu konudaki açıklamalarının kısa bir özetine bakalım:

“Yaklaşık 2.4 milyon yıl öncesine tarihlenen insan soyunun anavatanı Afrika ve Rift Vadisi’dir.”    
(Kaynak: Bilim ve Yaratılışçılık; ABD Ulusal Bilimler Akademisi.)


 “İlk insanların ortaya çıktığı Rift Vadisi nasıl oluştu?

"Yer Afrika, zaman 15 milyon yıl önce, Miyosen Çağı (20 milyon ile 5 milyon yıl öncesi arasındaki zaman dilimi). Kıtanın Avrasya ile bir kez daha çarpışmasının üzerinden sadece birkaç milyon yıl geçmiş. Çarpışma yerkabuğunu oluşturan ve kıtaların, üzerinde dev granit tekneler gibi yüzdüğü levhaların devinimiyle meydana gelmiş.
O zamanlar Afrika'nın manzarası şimdikinden çok farklıydı: Kenya ve Etiyopya'nın dağlık yükseltileri mevcut değildi ve günümüzde Rift Vadisi'nin batısında kesilen orman örtüsü Miyosen Çağı'nda Hint Okyanusu'na kadar uzanıyordu. …

Ama Rift Vadisi'ndeki jeolojik devinim, biri Kenya, diğeri Etiyopya'da iki kütlesel yer yükseltisinin ortaya çıkmasıyla şaşırtıcı sonuçlar yarattı. Yerkabuğunun derinliklerindeki magmanın devinimiyle yüzey en az 1000 metre yükselerek bu iki ülkede dağlık yükseltilerin oluşmasına yol açtı.

Yerkabuğu yukarı doğru itildikçe müthiş basınç altında çatırdıyordu. Ve sonunda basınç karşı konulamayacak kadar arttığında yerkabuğu çatladı. Kuzeydoğudan güneybatıya uzanan bir çizgide fay hatları açılırken trilyonlarca ton kaya parçası aşağı yuvarlandı. Böylece, yükselen yerkabuğunun yarılmasıyla Büyük Rift Vadisi'nin oluşumu başladı.
….

Tanzanya, Kenya ve Etiyopya boyunca vadinin tabanı göllerle ve sönmüş volkanik dağlarla kaplıdır. Ve yine bu taban, ilk atalarımızın ve onların Australopithecus* türünden kuzenlerinin kalıntıları bakımından zengin fosil yataklarıyla doludur.
Göl İnsanları, Evrim Sürecinden Bir Kesit , Richard Leakey, Roger Lewin, TÜBİTAK yayınları


İNSANIN TARİHÇESİ

İnsanın tarihini anlamanın yeni ve kesin yolu: Genlerimize bakmak

Hücrelerimizde genler bulunur. Genler, tırnaklarımızdan piyano çalma yeteneğimize kadar kim olduğumuzu belirleyen şerit benzeri bir hayat kodundan, DNA’dan oluşur. Genleri inceleyerek, atalarımızın izledikleri coğrafik yolun başlangıcının Afrika’ya, türlerimizin şafağına kadar uzandığını görebiliriz. Sonra iki kişiyi ele alıp genlerini karşılaştırdığımızda, onların daha yakın zamanlı muhtemelen Afrika’nın dışında yaşamış bir ortak ataya sahip olduğunu görebiliriz. Dahası, artık bu ataların nerede yaşadıkları ve anayurtlarını ne zaman terk ettikleri de kanıtlanabilir. Bu dikkate değer kanıtlar, birçok insanın çığır açan çalışmalarının sonucu olarak, sadece geçtiğimiz on yılda mümkün olabilmiştir.

İçimizden birçoğu bir zaman makinesi icat edip atalarımızın yaşadıkları zamana yolculuk yaptığımızda neler bulabileceğimizi merak etmiştir. Bu makine bizi nereye götürecekti? Kendimizi herhangi bir ünlü ve saygıdeğer insanla uzaktan akraba bulabilecek miydik? İlk insanlara ulaşmak için kaç kuşak geçmemiz gerekecekti? Darwin’in iddia ettiği gibi soyağacımız maymunlara ve onun da ötesinde solucanlara ve tekhücreli varlıklara mı uzanıyordu? Okuldaki biyoloji derslerinden bunun böyle olması gerektiğini biliyoruz, ama tıpkı öldükten sonra ne olacağımız konusu gibi, bu konuyu da tam anlamıyla kavramak güç.

Teknolojik gelişmelerde atılan adımlara o kadar alıştık ki, her yeni adımda kafamızdaki acaba soruları azalıyor. Çok yakın bir tarihe kadar, genetik bilimciler, bizim dünyayı nasıl fethettiğimizin ayrıntılı tarihini çizmek için genlerden faydalanmayı ancak rüyalarında görebilirlerdi. Onların kötümser olmalarının nedeni, inceledikleri genlerin büyük kısmının her kuşakta birbirine karışması ve toplumların çoğunda ortak olarak görülmesiydi. Onların görevleri daha önce oynanmış bir iskambil oyununu, karıştırıldıktan sonraki haliyle bir kâğıt destesinden yeniden yaratmaya çalışmaktı. Dolayısıyla değil türlerimizin başladığı zamana, birkaç yüzyıl öncesine giden bir genetik soyağacını doğru bir şekilde çıkarmak bile neredeyse imkânsızdı. İnsanların çoğu derilerinin altında birbirine çok benziyordu, o zaman nereden başlanabilirdi?

Adem ile Havva genetik soyağacı

Adem ile Havva kolları diye adlandırılan cinslere özgü genetik kolların kullanımı, geçtiğimiz on yılda her şeyi değiştirdi. Bütün diğer genlerden farklı olarak, mitokondriyal DNA (hücre çekirdeğinin dışındaki bir gen koleksiyonu) bize sadece annelerimizden kalır, Y kromozomu da sadece erkeklerden. Bu iki cinse bağlı gen seti hiçbir karışma olmadan kuşaktan kuşağa değişmeden aktarılır ve böylece atalarımıza, ilk primatlara kadar izlenebilir. Böylece biri annelerimizden biri de babalarımızdan olmak üzere iki ailevi genetik soyağacı kurabiliriz. Sonuç olarak, herhangi bir toplulukta, bu topluluk ne kadar geniş olursa olsun, bu iki genetik soyağacı yoluyla herhangi iki bireyi izleyip ağaçtaki en yakın ortak atalarına ulaşabiliriz. Bu ata 1500 ya da 150 binyıl önce yaşamış olabilir ama, bütün atalara bu yeni kurulmuş Adem ve Havva genetik soyağacında bir yer ayrılabilir. Bunlar, modern insanın genetik kollarının gerçek dalları olan gerçek ailevi soyağaçlarıdır.

Her ağaçtaki dalların her biri tarihlenebilir (Her ne kadar bu tarihlerin doğruluğu tam olarak kesinlik kazanamamış olsa da). Birçok bölgesel insan soyağacı, belli açık sınır işaretleri kullanarak kenarların birleştirilmesi yoluyla tıpkı bir yapboz gibi birbirine uyumlu hale getirilmiştir. Böylece Afrika’dan dünyanın her köşesine yayılan bir Adem ile Havva genetik dalları resminin parçaları geçtiğimiz on yılda bir araya getirilmiştir. Sonunda bütün yapının parçaları arasında bir bağ oluşup anlam kazanmaya başladığında, tıpkı yapbozda olduğu gibi tatmin edici bir görünüm elde ediliyor; kalan parçalar ne kadar çok olursa olsun, artık ağacın ve haritanın üzerine giderek artan bir kolaylık ve hızla yerleştirilebiliyor. Bütün dallarıyla ağaç artık dünya haritasının üzerine yayılıp, atalarımız ve onların genetik kollarının dünyayı fethederken nerelerden geçtiklerini gösterebilir.

Elde edilen yeni bilgiler, son 150 binyılın kültürel ve biyolojik öyküsündeki çelişkilerin bazılarını çözmüştür. Öyle ki, o dönemin bölgesel insan fosili kalıntılarını bile hayatın genetik ağacında doğru yerlere yerleştirebiliriz.

Birçok sorunun yanıtı bulunmuştur. Elde edilen sonuca göre, dünyanın yoğun ileri geri prehistorik hareketler ve karışmalarla ortak bir genetik döküm potası olması şöyle dursun, modern insan yayılımında rol alan insanların çoğu tutucu bir şekilde ilk defa atalarının kurduğu kolonilere sıkışıp kaldılar. Bu yerlerde Son Buzul Çağı’nın öncesinden beri ikamet etmektedirler. Ayrıca son 80 binyılın spesifik göçlerinin tarihlerini de belirleyebiliriz.


“Hepimizin Kökeni Afrika”

Uzun süredir uğraşılan başka birçok arkeolojik sorun, yeni genetik soyağaçlarıyla çözülmüştür. Bunlardan biri “Afrika-kökenlilik” (Out of Africa) ile “ Çok-bölgelilik” (Multi- regional) teorileri arasındaki çatışmadır.
Afrika-kökenlilik görüşünü destekleyenler, Afrika dışındaki bütün modern insanların 100.000 yıl önce Afrika’dan yayılan bir göçten geldikleri kanaatindedir. Bu büyük göçün sonucunda dünyadaki daha eski bütün insan tipleri yeryüzünden silinmiştir. Çok-bölgelilik teorisini savunanlar ise, Avrupa’daki Neanderthaller ve Uzakdoğu’daki Homo Erectuslar gibi eski insan tiplerinin şimdi bütün dünyada gördüğümüz yerel ırklara doğru evrim geçirdiklerini öne sürer.

Şimdi yarışmayı kazananın Afrika-kökenlilik görüşü olduğu anlaşılmıştır; çünkü yeni genetik soyağaçları son 100.000 yıl içinde doğrudan Afrika’ya uzanmaktadır. Daha eski insan türlerinden kalan Adem ile Havva genetik kollarının hiçbiri bizim genetik soyağacımızda bulunmuyor, elbette bizim Neanderthaller’den farkımızı ölçebileceğimiz ağacın kökeni hariç. Neanderthaller’in eski mitokondriyal DNA kullandıkları tespit edilmiş, genetik açıdan öyle sınıflandırılmışlardır ve görünen o ki, bizim atalarımızdan ziyade kuzenlerimizdirler. Onlarla bir başka ortak atayı paylaşıyoruz: Homo helmei.”

Kimi Afrika-kökenlilik teorisi taraftarları ise, Avustralyalılar, Asyalılar ve Avrupalıların ayrı Homo sapiens göçleri halinde Afrika’dan yayıldıklarını iddia etmişlerdir. Oysa durum böyle değildir: Eril ve dişil genetik soyağaçları Afrika’dan yayılan sadece bir tek dalı gösteriyor. Modern insanların Afrika’dan dışarı sadece bir tek büyük göçü olmuştu; her cinsel dalın, Afrikalı olmayan bütün herkesin annesi ve babası olan bir tek ortak genetik atası vardı.”

Stephen Oppenheimer

http://evrimgercegi.blogcu.com/Insanin+Evrimi
http://www.bradshawfoundation.com/journey



Görüldüğü üzere evrimci görüş de İnsan soyunun tek atasının olduğunu ve yeryüzünün ancak bir yerinden çıkıp göçlerle dünya coğrafyasında yayılıp dalandıklarını bilimsel (DNA) verilerle açıklamaktadırlar.  

NATIONAL GEOGRAFIC KURUMUNUN  DNA ANALİZİ ÇALIŞMALARI
(THE  GENOGRAFIC  PROJECT)

İnsan evrimi üzerindeki çalışma ve yayınlarıyla da tanınan National Geografic  kurumu, son yıllarda insanların DNA analizlerini yaparak genlerine ait köklerinin coğrafik olarak nerelerden geldiğini belirleyen bir proje üzerinde çalışmaktadır. Bu proje kapsamında, kendisine ait bir DNA örneği gönderen kişilere Y-cromosome DNA testi serifikası  adı altında bir belge de verilmektedir.

HEYECAN VERİCİ BİR DNA ANALİZİ: NEREDEN GELDİK?
12.07.2010
TLETSERUK Nahit Serbes

Sözü fazla uzatmadan bana gönderilen genetik raporu yayınlıyor ve yorumu okurlara bırakıyorum.

Amerika’dan gelmiş olan genetik raporumun Türkçe tercümesi ve İngilizce'si çok uzun olduğundan, tamamını okumak, öğrenmek isteyen kardeşlerimiz http://www.circassian.us sitesine girip tamamını okuyabilirler, inceleyebilirler. Özeti ise, aynen aşağıdaki gibidir.

Atalarınızın göç yolculuğu hakkında bilinen hususlar
Atalarınızın tarihini gösteren genetik işaretler tüm Afrikalı olmayan insanların ortak işareti olan M168’e kadar, 60.000 yıl öncesine gitmektedir. Atalarınızın güzergâhlarını gösteren haritaya bakacak olursanız, Haplogroup R1a1 üyelerinin aşağıdaki Y-kromozom işaretlerini taşıdıklarını göreceksiniz:

M168 >P143 > M89 > L15 > M9 > M45 > M207 > M173 > SRY10831.2 > M17

M168 ilk atanız

Ortaya çıkma tarihi: 50.000 yıl önce, köken yeri: Afrika, İklim: buz çağı                  
Sizin soyunuzda ilk genetik işarete yol açan erkek kuzeydoğu Afrika’da Rift vadisi bölgesinde, 31.000 ila 79.000 yıl önce yaşadı. Göçmen atalarınız elverişli havayı ve avladıkları hayvanları takip ettiler…                     
http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/yorum/tns/027_heyecan.htm






Bu kısa açıklamalarla birlikte bu konuya görsel olarak açıklık getirecek National Geografic kurumuna ait iki haritayı inceleyelim. Bu haritalar, kurumun  çalışmalarını göstermekte ve ilk insanlar olan Adem ile Havva’nın ilk olarak yeryüzünde ortaya çıktığı Doğu Afrika - Rift Vadisine dair bilgileri ve göç yollarını açıklamaktadır.    












KURAN’ DA İLK İNSANIN DÜNYA ÜZERİNE  İNDİRİLİŞİNİ BİLDİREN İLK AYET:
 2 (BAKARA) : 36

Yukarıdaki  kaynaklarda ve daha birçoğunda, bilimsel verilerin yanı sıra evrimci görüşü savunan kişi ve kuruluşların kendi görüş ve düşünceleri doğrultusundaki açıklamalarını da içermektedir. Biz, sadece bilimsel yollarla elde edilen DNA göç yollarının haritalarını ele alacağız. Son 10 yılda ortaya çıkan bu bilimsel bilgilerin yeraldığı haritalarda, insan neslinin ilk ortaya çıktığı yerle ilgili olarak, neredeyse noktasal koordinatlarla belirlenebilecek kadar belirgin bir bölge gösterilmektedir. Aşağıda, sure ve ayet numaraları ile coğrafi enlem-boylam koordinatları arasındaki mucizevi ilişkiyi açıkladığımız bölümlerdeki gibi bir çıkarımı burada da uyguladığımızda yine çok ilginç bir sonuçla karşılaşmaktayız.

Yukarıdaki haritalarda görüldüğü üzere bahsettiğimiz bölge, Kuzeydoğu Afrika’da Rift Vadisinin geçtiği ve bugünkü Kenya-Etiyopya sınırları içinde sayılabilecek bir toprak parçasını içermektedir. Kuran’da bu coğrafi bölge ile ilgili bir kanıt aramaya çalıştığımızda, yaratılan ilk insanlar olan Adem ve Havva’nın yeryüzüne indirilişine dair açıklamaların bulunduğu vahiylerin, Kuran’daki dizilişe göre ilk olarak hangi ayette geçtiğine dikkat etmemiz gerekecektir. Çünkü İLK İNSAN  ve YERE İNDİRİLİŞİNİ BEYAN EDEN İLK AYET anlamca birbirleriyle bir ahenk oluşturmaktadır. Basit bir araştırmayla, İlk insanın yaratılışını anlatan konunun ilk kez Bakara suresinin başlarında geçtiğini tespit edebiliriz. Adem ve Havva’nın “Yeryüzüne” intikal edilişinden bahseden ilk ayetin 2. sure olan Bakara Suresinin 36. ayeti olduğunu kolayca belirleyebiliriz.

Coğrafi mucizelerle ilgili olarak diğer bölümlerde açıklandığı şekilde, sure numarasını enlem, ayet numarasını ise boylam değeri olarak ele alıyorduk. Ancak, sure ve ayet numaralarının doğal olarak pozitif tamsayı olması nedeniyle, coğrafi haritada kuzey enlemlerinin ve doğu boylamlarının pozitif bölgesinin olması gerekmektedir. Bu nedenle Kuran’daki coğrafi işaretle ilgili herhangi bir sure no ve ayet no, grafik düzlemindeki +x ve +y ‘nin kesiştiği bir noktayı temsil eder. İşte, Kuran’da ilk defa Adem ve eşinin yeryüzüne aktarılmasını beyan eden 2:36 ayetinin koordinat sistemine denk gelen noktası, mucizevi şekilde bilimsel araştırmalarda belirtilen bölgeyle tamtamına denk gelen o meşhur Rift vadisini göstermektedir.  Başka bir deyişle, Kuran’da Adem ve eşinin yeryüzüne atılmasını anlatan ayetin sure ve ayet numarası, yeryüzü haritasında uyarlanmış koordinat olarak  hedefi  tam onikiden vurmaktadır.
 
(Diyanet Meali)
Alıntı
2 (BAKARA): 36
Derken, şeytan, onların ayağını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine Biz de  
"Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için
Yeryüzünde
 belli bir süre barınak ve yararlanma vardır," dedik.




2:36 ayetinin denk geldiği  2:36 Koordinatları ve Doğu Afrika’daki  Rift Vadisi (Rift Valley)







« Son Düzenleme: Ocak 16, 2011, 12:35:53 ÖÖ Gönderen: T.Taşpınar »

Çevrimdışı İmran Akdemir

  • Administrator
    • Profili Görüntüle
    • 7-19 Forum
Ynt: Adem Dünya'nın Neresine İndirilmiştir?
« Yanıtla #1 : Kasım 09, 2011, 09:44:18 ÖS »

ADEM’İN YERYÜZÜ’NE İNDİRİLİŞİNİ BİLDİREN İKİNCİ VE SON AYET

Adem'in "Yeryüzü"ne atılmasını bildiren 2:36 ayetinden başka, Araf suresinde de "yeryüzü" kelimesi ile birlikte bir kez daha (ve son olarak) geçmektedir. Bu ayet yine Adem’in Afrika kıtasına indirildiğine işaret eder.

Adem ve Yeryüzüne indirilişi ile ilgili ikinci ve son ayet ARAF suresindeki 7:24 ayetidir. Araf "Orta Yer" demektir. Yani orta yere bir coğrafi alanın "merkez alanı" diyebiliriz. En ilginç olanı ise,  7º 24' koordinatının Afrika kıtasının ortasına denk gelmesidir ki Adem’in yere indirilişini bildirin sure ve ayet numarası da 7:24’tür. Genel Dünya haritalarında Afrika kıtası "ORTA KITA"olarak görünmekte iken, 7º 24' koordinatı da Orta kıtanın tam ortasını gösterir.

Araf suresinin Kuran’da 7. sure olması ile Dünya’nın 7 kıtadan oluşması ve Adem’in yeryüzüne indirilişinin anlatıldığı 7:24 ayetinin de Araf suresinde olup tam da Afrika kıtasının ortasına denk gelen 7º 24' koordinatıyla eşleşmesi, ilk insan neslinin yine Afrika kıtasındaki Rift vadisinde çoğalıp yayılması, tesadüfle açıklanamayacak kadar oldukça enteresan görünmektedir. Yani Kuran, hem anlamca, hem sayısal koordinatlar olarak hedefi yine tam onikiden, yani 7:24’ten vurmaktadır.


ORTA KITANIN ORTA YERİ



 

free counters